Okul önlerinden borsaya hazin son (Azerbaycan, İran ve Türkiye'de başörtüsü)
· 9 dakika okuma
Azerbaycan'da 21 Eylül 2026 tarihinde bir genelge yayınlanıyor. Yani fazla değil, daha bir ay bile olmuş değil. Bu genelgede laiklikten bahsediliyor ve devlet okullarında tek tip elbise giyileceği, üniforma tarzı simgesel giysilere izin verilmeyeceği söyleniyor. Ama direkt başörtüsü veya hicap kelimeleri kullanılmıyor. Dini kurumlarda, imam hatip türü okullarda, Kur'an kursu türü yerlerde müdahale edilmediği; ancak devlet okullarında laiklik ilkesi gereğince memurların belirtilen tipte, tek tip elbise giymeleri gerektiği ifade ediliyor.
Bunun üzerine bazı öğretmenler, "Burada başörtüsü de kastediliyor," diyerek başörtülü öğrencileri, Bakü başta olmak üzere birçok şehirdeki okulda derslere almamaya başlıyorlar. Bunun üzerine öğrenci velileri tepki gösteriyor. Tepkiler büyüyor, giderek kitlesel protestolara dönüşüyor ve tartışma her geçen gün alevleniyor.
Bunun üzerine Azerbaycan Devlet Başkanı İlham Aliyev yaptığı açıklamada; dış güçlerin ülkelerine müdahale etmeye çalıştığını, ülkelerinin bağımsız olduğunu, herhangi bir dış ülkenin yaşam biçimlerine ve aldıkları kararlara karışamayacağını söyleyen bir konuşma yapıyor. Burada da büyük oranda İran'ı kastettiği yorumlarda ifade ediliyor. Yani "İran, başörtüsü yoluyla ülkemize müdahale ediyor. Şiilik her geçen gün yayılıyor. Şiileşen Azerbaycan öğrencileri giderek başörtüsü, kara çarşaf falan giymeye başlıyorlar." Sadece bu da değil; diğer taraftan IŞİD'çiler, Selefiler, Talibanlar, bu kafada olanlar Azerbaycan'da tarikat ve cemaat faaliyetleri yürütüyorlar. Ele geçirdikleri yerlerde kızları, kadınları değiştirerek çarşafa ve başörtüsüne sokuyorlar. "Bu şekilde dini irtica her geçen gün ülkemize yayılıyor ve gelecek için tehlike arz ediyor," diyerek bunları bu şekilde değerlendirip böyle bir yasak uygulamasına girişiyorlar.
Baktığımızda aynı şeyin 2010 yılında da yapılmaya çalışıldığını görüyoruz. Şimdi bu uygulama çok tanıdık. Yani bizim çok tanıdığımız ve öte yandan gülümseyerek, diğer taraftan acıyarak, öte yandan şaşkınlıkla izlediğimiz bir hikaye. Aynı olaylar, aynı gerekçelerle, aynı laflarla Türkiye'de de özellikle 80'li ve 90'lı yıllarda, bizim de gençlik yıllarımızda yaşandı. Ben o zaman İlahiyat Fakültesi'nde bir öğrenciydim; 1985 ve 1990 yılları arası, 5 yıllık bizim dönemimiz o oluyor. 85-90 arasıdır benim dönemim ama 83-84'te falan okulu bıraktım. Ama bu dönemde tam da askeri darbe döneminden yeni çıkılmıştı, Özal dönemleriydi; fakat buna rağmen genelge yayınlandı. Cumhurbaşkanı Kenan Evren'di ve ısrarla bunu takip ettiler. Şu anda İlham Aliyev'in söylediği laflara benzer laflar söylüyorlardı. İrticanın her geçen gün geliştiği, laikliğin elden gittiği, her yerin çarşaflarla, örtülerle dolduğu, Cumhuriyetin yıkılmak istendiği ifade edilerek; laikliğe aykırı eylemler olduğu belirtilerek bütün bu gelişmelerden okullara başörtülü gidenleri sorumlu tutarak onlar üzerine bir yüklenme söz konusuydu. Onlarca, binlerce başörtülü bu yüzden okullara alınmadı. Okulların önünde protestolar oldu. Bizler de onların içinde bizzat yer aldık. Hatta biz zaten onları yönlendirdik, eylemleri organize ettik. Yani o yıllar hep böyle geçti.
Ve nihayetinde bu süreç geldi geldi, 2002 yılında Türkiye'de AK Parti iktidarı ile sonuçlandı ve başörtüsü olayları da giderek kesildi. Ve nihayetinde başörtülüler Meclis'e de girdiler. En nihayetinde başörtüsü hikayesi; borsada 163 milyon koyup 2,5 milyon götüren başörtülü eski Aile, Çalışma ve Sosyal Politikalar Bakanı ile sonuçlandı. Sonuç itibarıyla o da bir başörtülü. Hikaye bununla sonuçlandı. Bu taraftan da böyle hazin bir hikayedir yani bu. Böyle başlayıp; özgürlük mücadelesi, insan hakları, adalet, eşitlik, özgürlük diye başlayıp borsa ile biten, borsa kumarcılığı ile biten, bizatihi başörtülülerin ve onları destekleyenlerin, o çevrelerin organize ettiği, bizatihi yer aldığı hazin bir sonla, ibretlik bir sonla sonlanan bir hikayedir.
Neyse, hikaye böyle bitti, o ayrı bir şey. Ama biz hikayenin başına dönüyoruz. Şimdi bunun aynısı Azerbaycan'da da yapılıyor. Azerbaycanlılar "irticanın eline düşeceği" endişesiyle güya hükümet tarafından uyarılıyor. "Laiklik elden gidiyor," deniliyor. Peki kim gelecek? Yani bu başörtüsü yasağı kime karşı uygulanıyor? İranlı Şiilere. Peki İran'da ne oluyor? İran'da da tam tersi; insanlar başını kapatmaya zorlanıyor. Orada da başı açma yasağı var, pardon. Azerbaycan'da başı kapatma yasağı var, "başörtünü çıkaracaksın," diyor. İran'da da "başını örteceksin," diyor. Bu ikisi aynı kafadır. Bu ikisi aynı kafadır. Yani bir kadının başını "aç" diyen de "kapa" diyen de ve bunu devlet zoruyla yapmaya kalkan da, ikisi de aynı kafadır. Bunlar her şeyden önce demokrat değiller.
İran'daki yönetim demokrat değil. Dini diktatörlüğe kafaları basıyor. Dini bir baskı aracı olarak kullanmaya kalkıyorlar. Kur'an-ı Kerim'de olmayan bir emri, olsa bile devlet zoruyla olması gerekmeyen bir hususu insanlara dayatıyorlar. Kur'an-ı Kerim'de nerede geçiyor "başınızı örtün" diye, "saçınızın telini göstermeyin" diye nerede geçiyor? "Omuzunu mu ört" diyor, "yukarıdakini aşağı mı indir" diyor? O bile tartışmalı. Bir yerde geçiyor, biraz daha zorlarsan iki yerde geçiyor. İkisinden de "saçının telini sıkı sıkı örteceksin" diye bir hüküm çıkmıyor. Bunu böyle abartıp insanlara, üstelik devlet eliyle "Allah'ın emrini uyguluyorum" diye dayatmaya kalkmak tam bir dini diktatörlüktür.
Allah'ın bazı emirleri var ki devlet onları esas alıp insanlara dayatamaz; Allah'ın emri olsa bile. Mesela "namaz kılın" diyor, "oruç tutun" diyor, "hacca gidin" diyor. Bunlar Allah'ın emridir. Evet, bunların hepsi Kur'an-ı Kerim'de var. Ama devlet zoruyla yapılamaz. Gönüllüdür, şahsa bırakılır; şahıs yapmıyorsa hesabını Allah'a verir. Hele "başınızı örtün" diye bir emir de açık olmamasına rağmen, olsa bile bu şekilde dayatılmamasına rağmen, suç üstüne suç, yanlış üstüne yanlış yaparak bunu bir dayatmaya dönüştürüyorlar. İran'da şu anda bu uygulanıyor.
İşte bunun tam tersini Azerbaycanlılar da laiklik adına yapıyor. Onlar da demokrat değil. "Laikliğe aykırı" diyorlar. Neresi laikliğe aykırı? Laiklik ne? Laiklik ne ki laikliğe aykırı olsun ya? Yani sen dersen ki: "Devletin dini, dini mübini İslam'dır. İslamiyet ne söylüyorsa o yapılacaktır." Dediğin zaman bu laikliğe aykırıdır. Tamam, devletin resmi dini olmaz zaten. Ama şöyle dersen: "Devletin dini adalettir. Adaletin gereği neyse o yapılacaktır." İslamiyet de adalete uygun emirler verirse o da esas alınacaktır. Batılı bir filozof da adalete uygun sözler söylüyorsa; Aristo, Eflatun, Jean-Jacques Rousseau, Voltaire bunlar Avrupalı filozoflardır ve Avrupa devletleri tarafından sözleri esas alınmış kişilerdir, bunlar da adalete uygun sözler söylüyorsa o da esas alınacaktır. Tevrat'ta adalete uygun bir söz varsa o da alınacaktır; İncil'de varsa o da, Avesta'da varsa o da, Buda bunu söylüyorsa o da, Konfüçyüs bunu söylüyorsa o da, bir Kızılderili şiirinde geçiyorsa o da, Che Guevara bunu söylüyorsa o da, Komünist Manifesto'da geçiyorsa o da... Hepsine devlet açıktır. Adalete uygun ne görürse alır. Devletin dini adalettir. Adalete uygun olan her şey alınır. Bunun laikliğiyle falan bir alakası yok.
Eğer sen bir dini resmi din yaparsan bu laikliğe aykırı olur. Veya din adamlarını resmi yönetici yaparsan, "bu ülkeyi din adamları yönetecektir; sarıklılar, cübbeliler, mollalar, din adamları sınıfı idareci olacaktır," hem de seçilmeden, kendi içlerinde yaptıkları seçimle veya atama yoluyla "şu din kitabı esas alınacaktır" filan dersen tamam, bunlar laikliğe aykırı olur. Ve laiklik, bütün dinler karşısında eşit mesafede durur; adalete, doğruluğa uygun olan neyse onu alır. Benim laiklik anlayışım böyle.
Ama şimdi Azerbaycanlılar, İlham Aliyev bunu böyle düşünmüyor. O, güya İran'a karşı önlem alıyor. Bunu, İran'ın ideolojik propagandası olarak görüyor. Başörtüsü veya irticai grupların, özellikle İsrail karşıtı Hamas gibi gruplar var, onları irtica olarak görüyor. Bunlara karşı aklınca önlem almış oluyor. Şimdi İlham Aliyev zaten İsrail yanlısı politika izliyor. Ve Türkiye ile arası iyi güya. Türkiye'deki hükümetten de Azerbaycan'daki başörtüsü yasağı ile ilgili iki milletvekilinin kıyıda kenarda sosyal medyada yaptığı açıklama dışında herhangi bir tavır konduğunu, açıklama yapıldığını görmüyoruz. Güya Cumhurbaşkanı "İlham Aliyev kardeşim, dostum, Azerbaycanlı kardeşlerimiz" falan diyor.
Şimdi bir de şöyle bir konu var, bu da ibretlik. Türkiye'de sosyal medyada takip ediyorum; bazı laik çevrelere mensup kişiler, Azerbaycan'daki uygulamayı överek "Onu ilk fırsatta Türkiye'de de yapmak lazım. Bu irtica iyice azdı zaten," gibi laflar ediyorlar. Yani Azerbaycan'daki uygulamayı doğru bulan, bunu "Türkiye'de de yapmak lazım" diyen kafalar var. Şimdi zaten bu kafalar yüzünden Türkiye'de 25 yıldır AK Parti iktidarı var. AK Parti iktidarı, iktidarının bu şekilde 25 yıl sürmesini bu kafalara borçludur. Yani başörtüsünü irtica simgesi, gericiliğin simgesi görüp "Görüldüğü yerde ezilmeli, nerede yasaklanırsa doğru yapılıyor, onu bir an önce fırsat ele geçer geçmez biz de burada yapmamız lazım," diyenlerin yüzünden 25 yıldır zaten AK Parti iktidarı var. Onlar olmasa bu iktidar kendi kendine çöküp gidecek. Onların bu kışkırtmaları yüzünden, onların bu başörtüsünü de aşıp başörtüsünü de bahane ederek işi din düşmanlığına varan uygulamaları yüzünden, laikliği bir özgürlük olarak değil bir diktatörlük ve baskı aracı, dindarlar üzerinde bir baskı aracına dönüştürme zihniyeti yüzünden 25 yıldır bu iktidar var zaten, bir türlü de gitmiyor. Çünkü insanlar bunlara bakıyor; "Bunlar gelince ilk yapacağı şey bu. Benim kızım yine okula gidemeyecek, benim kızım yine üniversiteyi kazandığı halde okuyamayacak. Pusuya yatmışlar, fırsat bekliyorlar. Allah Erdoğan'a uzun ömür versin, Allah başımızdan eksik etmesin," diye dua ediyorlar bunların yüzünden.
Şimdi bakıyorum, bunlar yine sosyal medyada coşmuş. Azerbaycan'ı destekliyor arkadaş. Neymiş, Azerbaycan Türk'müş. Azerbaycan Türklüğü falan diyerek... Ne yapayım Türk kardeşim, bana ne Türk olmasından! Ne yani, bir insan Türk diye desteklenir mi? Bir insan Müslüman diye desteklenir mi? Sünni diye, Alevi diye desteklenir mi? Ne yaptığına bakılır, davranışına bakılır. Adam zulmediyor. Şu anda Azerbaycan'da başörtülülere zulüm var. Azerbaycan hükümetinin yaptığı zulümdür. Bildiğin zulümdür, dört dörtlük bir zulümdür. Bizim çok tanıdığımız bir zulümdür, geriden geliyor. Zaten Orta Doğu'da İsrail yanlısı politika izleyerek tüm Orta Doğu'daki Müslümanların tepkisini çeken birisi. Yani seçim yok, parti yok. Babadan oğula geçmek, krallık... İlham Aliyev dediğiniz nedir yani? Adam orada krallık yapıyor. Muhalefet yok, eleştiri yok. Sonsuza kadar, ne zaman gideceği belli değil; ölünce gidecek arkadaş. Yerine de oğlunu bırakacak veya en yakın tanıdığı, aileden birisini bırakacak. Demokrasi yok, demokrasinin evrensel ilkeleri yok. Bildiğimiz mutlak monarşi var, oğula geçen monarşi.
Adam kalkmış; laiklikten, sekülerlikten bahsediyor. Laiklik, sekülerlik sana mı kaldı ya? Sen önce biraz özgürlükçü ol, İsrail'i desteklemeyi bırak, Orta Doğu'nun mazlumlarından, ezilenlerinden yana ol, ülkene demokrasi getirmeye çalış. Tamam, babandan sana geçti, baban da babasından aldı; nihayetinde Sovyet Birliği'nden de çıktı işte. Tek parti diktatörlüğü de vardı orada. Sovyet komünistleri de tek parti çoğulculuğu üretememişlerdi, demokratik sosyalizm üretememişlerdi. Hiç olmazsa sen bari onu yap. Yani Türkiye'de İnönü döneminde çok partili hayata geçildiği gibi buna bir giriş denemesi bile yapmıyor. Hayatından memnun, ölünceye kadar tek başına kral olarak yaşamayı düşünüyor. Yani bütün bunları yapan kişi kalkıyor; başörtülü öğrencilerin geleceğiyle, kaderleriyle, yaşamlarıyla, hayalleriyle oynuyor. Bunu yaparak da büyük bir zulme imza atmış oluyor.
Sonra da diyor ki: "İç işlerimize karışmayın." İnsan haklarında iç işleri olmaz. Yani sen şöyle diyemezsin: "Ben halkıma zulmederim, inim inim inletirim, öldürürüm, çalarım, çökerim, zayıfları ezerim, dindarları zulme maruz bırakarım, her türlü yasaklamaları getiririm; kimse iç işlerimize karışmasın." Bu dünyada artık böyle bir şey yok. İnsan hakları söz konusu olunca iç işleri, dış işleri kalmaz. Senin orada yaptığın öldürmelere, zulümlere, baskılara bütün dünya karışır. Evrensel insan haklarına riayet edeceksiniz. İnsanların evrensel hakları vardır. Eğitim hakkı, mesela, evrensel bir haktır. Başörtüsü gerekçesiyle laiklik adı altında bu yasaklanamaz.
Özgürlük laiklikten önce gelir, adalet laiklikten önce gelir, eşitlik laiklikten önce gelir. Özgürlük, adalet, eşitlik on binlerce yıldır var dünyada. Dinlerin birçoğu bundan dolayı ortaya çıkmış. Ama laiklik yüz elli, iki yüz yıldır var. O da kilisenin baskısı yüzünden, ona bir tepki olarak doğmuştur ve haklı bir tepkidir. Özgürlükçü laikliği savunmak lazım. Baskıcı, diktatör, tiranlığa varan, hakları ihlal eden laiklik olmak zorunda değil. Laiklik özgürlükçü bir şekilde de yorumlanabilir. En azından bunun yollarını araması lazım.
Dolayısıyla eğer bir irtica varsa, bununla mücadele de böyle başörtüsünü yasaklayarak olmaz. Nasıl olur peki? Eğer bir Talibanlık, Selefilik, Şiilik varsa bunların alternatiflerine de söz hakkı vereceksin. Yani bunlara devlet zoruyla engel olmaya çalışmayacaksın. Onların alternatiflerinin de onlarla eşit mesafede yarışmasına, onlarla tartışmasına izin vereceksin ve onlar birbirini dengeleyecek. Yani devlet bir tasavvufu, tarikatı, cemaati tutmayacak. Tam tersi devlet; tarikatları, cemaatleri, tasavvufu ve buna benzer akımları eleştiren İslami akımların da diğerleriyle eşit mesafede önünü açacak. Onlar birbirini dengeleyecek. Dini çoğulculukla bu iş halledilir. Dini çoğulculuğa izin vereceksiniz. Yani "başörtüsü var" diyen de konuşacak, "yok" diyen de konuşacak. Bunlar birbiriyle tartışacak, bunlar birbirinin delillerini çürütecek. Devlet herhangi birini tutmayacak, onlar kendi kendini dengeleyecek. Devlet sadece adalet sağlayacak. Bunu yaparsa öyle irtica tehlikesi falan da olmaz. Ama baskı uygularsan, yangına körükle gidersen daha da alevlenir; bu, tecrübeyle sabit bir ülkede. Bunun böyle olduğu görüldü.