Cumhurbaşkanlığı Ekonomi Kurulu Üyesi Prof. Dr. Servet Bayındır fetva vermiş "Tera'dan, Pusula'dan alışveriş yapılabilir; dini sakıncası yoktur." diye.
Fetva ne demek? Tera ve Pusula gibi fon merkezlerine, bankaya yatırır gibi götürüp para yatırmak, paranın burada işlem görmesini sağlamak; işlem gören paralardan kâr payı adı altında, nema adı altında gelir elde etmek caizdir, bir sakıncası yoktur anlamına geliyor. Üstelik bunu yapan kişi de Cumhurbaşkanlığı Ekonomi Kurulu Üyesi Profesör Doktor Servet Bayındır.
Şimdi bunu nereden tanıyoruz? Bu zat, İslami ekonomi iddialarıyla ilgili birisi. Ben yıllardır takip ederim, kendisini iyi tanıyorum. Faiz üzerine araştırmaları var, zekat üzerine araştırmaları var. İslami ekonomi, kâr payı, faizsiz kredi... Bu çerçevede "İslami ekonomik model ne olabilir?" konusunda iddiaları ve fikirleri olan birisi. Yani benim savunduğum dini ve ekonomik görüşlerin tam tersini savunan bir arkadaş. İslam'ın daha çok kapitalizme teşne olduğunu, en fazla ahlaklı bir kapitalizm olabileceğini düşünen birisi. Biz zaten bunları yıllardır eleştiriyoruz. Bunlara "kapitalizme abdest aldırıyorlar" diyoruz. Kurulan bu düzene, yirmi beş yıllık iktidarın izlediği sosyo ekonomik politikalara "abdestli kapitalizm" diyoruz. Bunun nereden baksanız ciddi bir eleştiri külliyatı oluştu. En az on altı, on yedi yıldır amansız bir şekilde bunları eleştiriyoruz.
Şimdi bu Servet Bayındır arkadaşımız da bu işin ideoloğu oluyor. Yani abdestli kapitalizmin fikir babası ve ideoloğu. Bu fetva vermiş. Bu da bizim kurulan düzenin bir abdestli kapitalizm düzeni olduğunun alenen tescilidir. Kafadan atmıyoruz yani, bir yerden biliyoruz da konuşuyoruz. Çünkü bunlar planlı, programlı bir uygulamadır. İslam'ın böyle olacağını düşünüyorlar. İslam'ın en fazla ahlaklı bir kapitalizm olabileceğini; asla solculuk, sermaye düşmanlığı veya servet düşmanlığı olmadığını iddia ediyorlar. İslamiyet'in ticaret dini olduğunu, peygamberimizin tüccar olduğunu, rızkın onda dokuzunun ticarette olduğunu, zekatın kırkta bir olduğunu; bankalara alternatif olan şeyin kâr payı adı altında oluşturulan faizsiz kredi fon sistemi olduğunu ileri sürüyorlar. İslam dünyasının genelinde iddia sahipleri bunu dillendiriyor. Mesela Yusuf el-Karadavi var, iki ciltlik "Zekat Fıkhı" diye kitabı var. Bunların İslam dünyasındaki asıl fikir babası da odur. Yani bunlar ne yapıyorlar? Bunlar dünyada var olan kapitalizme akıllarınca böyle dini bir alternatif olmaya çalışıyorlar ama onu yeniden üretiyorlar. Bankacılık değil fonculuk, faiz değil kâr payı diyorlar; ama işin içine girdiğiniz zaman sistem aynıdır. Bu, yıllardır olan bir şeydir.
Dahası, biraz daha ileri gidelim. Sadece Servet Bayındır'a yüklenmiş olmayalım. Bunun fikir babalarından bir tanesi de ilahiyatçı Profesör Doktor Hayrettin Karaman'dır. Yani Servet Bayındır ve Hayrettin Karaman, yirmi beş yıllık abdestli kapitalizmin fetvacıbaşıdırlar. Her hususta gelip bunlardan fetva alıyorlar. Fon kurarken, bankalarla kredi ilişkilerine girerken "Neyi nasıl yapalım da güya naslara aykırı hareket etmeyelim?" adı altında bunlardan fetva alıyorlar. Profesör Doktor Hayrettin Karaman ne demişti? "Yolsuzluk hırsızlık değildir." demişti. Yolsuzluk hırsızlık değildir, o başka bir şeydir demişti. Hemen hemen hükümetin yaptıklarının dini fetvacılığını, icraatlarına dini kılıf geçirilerek meşru hâle getirilmesini bunlar sağlıyor. Çünkü bunların yazılı beyanları var, kitapları var.
Yıllarca Yeni Şafak gazetesinde Hayrettin Karaman yazdı. Hatta benim hakkımda iki tane yazı yazdı; Yeni Şafak'ın arşivine girip bakılabilir. Onu eleştiren bir yazı yazmıştım ben, daha 2010-2011’li yıllarda. O da bana "İhsan Eliaçık'ı edebe, insafa, utanmaya davet" diye yazı yazdı. Yani bizi eleştiriyor, sert sözler söylüyor. Güya işte Ebu Zer'in görüşlerini savunduğunu iddia ediyor ama yanlış yapıyor diyerek onun mealine yönelik bir eleştiri yapmıştım ona cevap veriyordu. Bu yazının bir benzerini, hatta kendisini benim internet sitemde dinleyiciler bulabilirler. ihsaneliacik.com internet sitesine girerseniz orada "Hayrettin Karaman'a Cevap" diye bir yazı var, o yazıyı lütfen okuyun. Yıllar öncesinden bunları teşhir etmişiz.
Bu gidilen yolun yanlış olduğunu, felaketle sonuçlanacağını; bu faizsiz kredicilik, kâr payı adı altında oluşturulan o anlayışla bankaların açıldığını söyledik. Bir sürü banka; Albaraka, Kuveyt Türk gibi bir sürü banka açılıyordu ve bunlar kâr payı adı altında fetva veriyorlardı. Mesela Kombassan, Yimpaş ve Jet Fadıl gibi kıyamet gibi "yeşil sermaye" denilen gruplar oluşuyordu. Hep bu fetvalarla oluşuyordu. Bunların verdiği fetvalar "caizdir" anlamına geliyordu. Neye caizdir? Yani kapitalizmin yaptığı şeylerin başına böyle dini bir kelime geçirerek onu meşrulaştırmak; ama onun aynısını yapmak, özüne itiraz etmeyek caizdir anlamına geliyor. Peki biz ne diyorduk? Biz diyorduk ki bu, kapitalizme abdest aldırmadır. Bu faize karşı kâr payı, bankaya karşı fon katılım ortaklığı gibi iddialar kapitalizme abdest aldırmaktan başka bir şey değildir. Peki ne olması gerekir? Kapitalizmin özünün tartışılması gerekir.
Şimdi fonda skandal oluyor, insanlar fon skandalına katılanları konuşuyor; şunun da parası varmış, bunun da parası varmış diye. Halbuki neyin tartışılması gerekir? Borsanın tartışılması gerekir. Borsa gerekli mi? Borsa ne? Üçkâğıdın tartışılması gerekir. Yani üçkâğıt ekonomisinin tartışılması gerekir. Çek, senet, para... Bunlar etrafında dönen ekonomi. Buna "üçkâğıt ekonomisi" deniyor; üretim ekonomisi değil. Kâğıtlar dönüyor ortada. Mesela adam diyor ki: "Dolara yatırım yaptım." Dolara yatırım yapılır mı ya? Gidiyor dolar alıyor. Dolar ne? Kâğıt. Neyin üretimi bu? "Hisse alarak bir fabrikaya ortak oldum, atölyeye beş tane makine aldım, oraya koydum, ben de oraya ortak oldum." dese veya "Tarlayı sürdüm; ekin aldım, tohum aldım, yarısına ortak olacağım." dese anlarız. Makineye, tarlaya, fabrikaya, atölyeye değil; dolara yani kâğıda yatırım yapıyor. Veya hisse senedi alıyor. Bu ne şimdi? Bu nasıl bir ekonomi? Bunun tartışılması lazım, bunların temelinden tartışılması lazım.
Peki başka neyin tartışılması lazım? Sermayenin. Bir kişide sınırsız ve sonsuz sermaye olabilir mi? Özel mülkiyet caiz mi? Özel mülkiyet ne demek? Dini çevreler bu hususlarda o kadar fazla yerlerde sürünmektedir ki "Özel mülkiyet caiz mi?" diye sorduğumuzda veya "Özel mülkiyet Roma kurumudur, İslam'da özel mülkiyet yoktur, mülk Allah'ındır." dediğim zaman hemen şöyle söylüyorlar: "Ne yani, evimiz arabamız olmasın mı?" Ya adam evinin, arabasının olmasını özel mülkiyet zannediyor. Yani bir bahçesinin olmasını, evinin olmasını; iki katlı, üç katlı hatta bir villasının, önünde bir arabasının olmasını ve yemesini, içmesini, barınmasını özel mülkiyet zannediyor. Halbuki bunlar özel mülkiyet değildir. Bunlar "havaic-i asliye"dir fıkıhtaki tabirle. Yani insanoğlunun yeryüzünde yaşaması için gerekli olan temel ve zaruri ihtiyaçlardır ve herkesin olmak zorundadır. Devletler vatandaşlarına bunları sağlamak zorundadır. Yani devletler ne yapmak zorundadır? Her vatandaşa barınacağı bir ev, geçineceği iş ve aş, eğitim göreceği bir okul, tedavi olacağı bir hastane sağlamak zorundadır. Vergiler bunun için verilmektedir. Bu var mı peki? Yok, bunlar yok. Hangi ülkede var bu? Bunu yapanlara "komünist" deniyor, "sosyalist" deniyor. Halbuki doğru olan bu. Ya bir insanın evi yoksa, işi aşı yoksa, tedavi olamıyorsa, eğitim göremiyorsa o ülke güçlü olabilir mi?
Bakın, şu anda Amerika'da Müslüman demokratik sosyalist hareket yükseliyor ve bunları vadediyor. Kapitalizmin bağrında bile kapitalizme karşı mücadele açılıyor. Bizim ülkemizde ise bunlar kapitalizme abdest aldırıyorlar; onu tekrar ediyorlar, alternatif üretmiyorlar. Halbuki alternatif üretilmesi gerekir.
Sonra, bir insanın ne kadar malı olabilir? Kur'an-ı Kerim'de "kenz" diye bir kavram var, ayet var. Bunlar faizin haram olduğunu öne çıkarıyorlar; faizi de kendilerine göre ribadan ayırarak yorumluyorlar ama kenzden hiç bahsetmiyorlar. Kenz, bir kimsenin insanların ihtiyaç duyduğu şeyi kendisine sermaye yapmasıdır, sermayedarlıktır. Sermaye bir kişiye ait olabilir mi? Yoksa sermaye ortaklaşa bir şekilde mi olmalıdır? Emeğin karşılığı nedir? Emekten fazla üretilen şey patrona mı ait olmalı, yoksa emek verene mi ait olmalıdır? Yani artı değerin sahibi kim olmalıdır? Fabrikada işçi çalışıyor, çalıştığından daha fazla değer üreten bir meta var ediyor. Onu patron alıyor, götürüyor, satıyor; onda dokuzunu cebine indiriyor ve onda biriyle işçiye üç kuruş maaş veriyor. Bu caiz mi mesela? Bunu hiç tartıştılar mı? Bunu tartışanı gördünüz mü hiç? Fabrikalar, atölyeler, orada ortaya konulan emek... Sendika mesela, sendika caiz mi? Niye bu şirketlerin birçoğunda sendika yok? Niye hükümet grev hakkını tanımıyor? Grev, sendika, emek, sermaye, mülkiyet; bunları tartışmaları gerekir.
Şimdi ne Hayrettin Karaman'ın ne de Servet Bayındır'ın, yani abdestli kapitalizmin teolog ve ideologlarının bunları hiç tartıştığını görmüyoruz, bunlara yanaştığını da görmüyoruz. Bunları konuşmayı solculuk zannediyorlar. Bunları konuşursak, sola mı kayıyoruz falan diye düşünüyorlar. Halbuki kenz kavramı Kur'an-ı Kerim'de geçiyor; mülk ve mülkiyet Kur'an'da geçiyor, emek Kur'an'da geçiyor; adalet geçiyor, eşitlik geçiyor, özgürlük geçiyor. Bunların hepsi Kur'an kavramıdır kardeşim. Bunları anlatmayacağız da bunların üzerinde durmayacağız da neyin üzerinde duracağız? Bunların üzerinde durduklarını görmüyoruz. Sadece kâr elde etmek için, zengin olmak için bize ne lazım; onun yollarını araştırmış oluyorlar. Dolayısıyla bu sistem çökmeye mahkumdu ve çöktü. Buradan daha fazla artık gidilecek yol yok.
Ben buradan o tür kişilere sesleniyorum: Yok katılım ortaklığı, yok faizsiz kredi, yok kâr payı sevdalarından vazgeçin. Bu yol, kapitalizme abdest aldırma yoludur. Direkt kapitalizmin kendisine karşı çıkın; mülkiyeti tartışın, sermayeyi tartışın, emeği tartışın. İslam'da bunların yeri ne? Bunlarla ilgili bir sürü bizim yazımız var, tartışmamız var, kitabımız var; neredeyse bir külliyat oluştu. Onlara dönün, biraz bakın. Eğer bakmazsanız, tepe taklak şimdi gittiğiniz gibi yarın bir gün iyice tepe taklak gider, tarihin çöp sepetine gidersiniz. Dolayısıyla bu gidilen yolun yanlış olduğu zaten ta baştan beri belliydi. Umarım şu anda yanlıştan dönerler ve bu kapitalizme abdest aldırma işinden artık vazgeçerler. Çünkü kapitalizmin kendisi de zaten Amerika'da, bizatihi doğduğu vatanı olan yerde tepkiyle karşılanıyor, itirazla karşılanıyor. Antikapitalist adaylar senatör seçiliyor, belediye başkanı seçiliyor; görmüyor musunuz? Orada bile bir tepki varken burada hâlâ bunlarla uğraşmak, bunların çok gerilerde kaldığını gösterir.
Dolayısıyla son olarak şunu söyleyeyim: Bu tür kurumlara dini fetva vermek, daha önceki konuşmalarımızda bahsettiğimiz "fon olayının örgütlü bir suç olduğu" iddiamızı daha da güçlendiriyor. Yani burada örgütlü bir suç var. Bu örgütün yatırımcıları var, bu örgütün dolandırıcıları var, kandırıcıları var, kışkırtıcıları var, fiyat yükselticileri var, manipülatörleri var, siyasi koruyucuları var, bürokratik iş birlikçileri var. Bütün bunları kontrol eden en tepedeki koruyucuları var; bir de dini fetvacıları var. Bunların dini fetvacılarının da olduğunu görmek gösteriyor ki bu, tamamen örgütlü bir sistemdir. Hatta örgütlü suçtan öte örgütlü bir sistemdir; yani sistemin kendisi bu zaten. Orada birkaç kişi tamah göstermiş, nefsine yenik düşmüş, paranın peşine gitmiş; onları oradan temizleyince her şey düzelecekmiş zannediyorlar. Hayır, sistemin kendisi budur kardeşim. Sistem ne?
Sistem, kapitalizmdir. Yani malların, zenginler arasında dönüp duran bir tahakküm aracına dönüştüğü sistemdir kapitalizm. Haşr Suresi 7. ayetten ilhamla, oradan geliştirerek tanımlıyorum: Kapitalizm, malların zenginler arasında dönüp duran bir tahakküm aracına dönüştüğü sistemdir. Şu anda devlet bir zenginler kulübüne dönmüş durumda. Mal, para, banknot, hisse senedi, dolar belli bir grup zenginin elinde dönüp dolanıyor; bir tahakküm aracına, bir hegemonya aracına dönüşüyor. İşte buna kapitalizm diyoruz. E sen de buna "caizdir" diye fetva verdiğin zaman kapitalizme abdest aldırmış oluyorsun.
Halbuki bu düzeni değiştirmeniz lazım. Malların belli bir grup zengin arasında dönüp dolanan bir tahakküm aracı olmaktan çıkarılması; servetin, malın ve mülkün tüm topluma yayılması, kamulaştırılması, herkese ait kılınması gerekir. Bu da toplumda zenginle yoksul arasındaki uçurumu tamamen olmasa bile en aza indirmekle mümkündür. Halbuki geçtiğimiz yirmi beş sene boyunca bakıyoruz; yapılan istatistiklerde zenginle yoksul arasındaki fark sekiz kat artmış. Zengin daha zengin, fakir daha fakir olmuş. Dolayısıyla sistemin kendisi nereden tutsanız elinizde kalıyor. Bunları tartışmak yerine böyle fetvalar verirseniz işte sonunuz böyle olur. Hiç olmazsa "Bir musibet bin nasihatten iyidir." diyerek bu musibetten bari ders alın. Ders almazsanız tarihte ne olduysa şimdi de o olur; ders almayanlar tarihin çöplüğünü boylar. Allah'ın insan doğasına, tarihin ve toplumun akışına koyduğu sünnetullah, yani yasa budur. Ders alanlar kendilerini güçlendirerek devam eder; ders almayanlar, aynı hataları tekrar tekrar yapanlar ise tabiattaki uyum sağlayamayan varlıkların yok olması gibi helak olur. Kur'an'da anlatılan budur. Bir sürü helak anlatısı var; niye anlatıyor bunları? Neden ders almadıkları için helak olduklarını bize anlatmış oluyor.