All posts tagged: İktidar

İbn Haldun’dan “tek adam” (infirad) dersleri

1408 yılında vefat eden büyük düşünür İbn Haldun, bir devletin/iktidarın nasıl zeval bulacağına, yani çökerek tarihten çekileceğini dair ölümsüz tespitler yapmıştır. İbn Haldun’dan bu yana altıyüz yıl geçmiş olmasına rağmen tespitleri hala taptaze, hala dipdiri… İbn Haldun’u günümüze çevirerek söyleyecek olursak aslında demek istediği “Devletin sorunu devlet, milletin sorunu millettir. Buna Ali Şeriati’yi de eklersek; dinin sorunu da dindir. Yani devleti yerinden kımıldatmayan içte bir karşı devlet, milleti kokuşturan içte bir karşı millet, dini uyuşturup afyonlayan da içte bir karşı din vardır. Kimse, öğretmen “Hey sen” deyince arkasındaki duvara bakan en arka sıradaki öğrenci gibi arkasına veya sağa sola bakınıp durmasın. Kendi içinden kokuşup çürümedikçe ne devleti, ne milleti ne de dini kimse yıkamaz. Bir yerde yokoluş varsa kokuşmuşluk vardır. Tefessüh (kokuşmuşluk) tezelzülün (onursuzluk, zillet), zillet de zevalin habercisidir. Mehmet Akif 1913 yılında İbn Haldun’u bir kez doğrulayarak gayet yerinde teşhisi koymuştu; “İçerdedir darbe… Dışarıda değil… Asla değil! Sonra olmaz dünyada ezkazara bir şey böyle bil ‘Gökten gelen bela’ sözünün manası yoktur herzedir En beyinsizler bile zira istikbali kestirir Gökten inmez bir de hiçbir şey… …

Kervan’da Son Durak

2011 genel seçimlerinde iktidar partisi % 49.9 oy almıştı. Zafer naraları atıp, balkon konuşmaları yapılırken şunları yazmıştım: “Gırtlağınıza kadar harama batmışsınız. Yöneticileriniz küresel çakalların işbirlikçisi olmuş. Rüşvete “komisyon”, hortuma “istihkak”, avantaya “siyaset payı” der hale gelmişsiniz. Sonra “Ne var bunda” , “Seccade yok mu seccade?” diyerekten namaza durabilir olmuşsunuz. İzzeti ve şerefi develerin sırtında görür hale gelmişsiniz. Muhafazakar iştah, tûl-i emel, hırs, tekebbür ve şehvet bizi utandırıyor. Sanki bin yıl yaşayacakmış gibisiniz. Kervan kervan mal götürüyorsunuz. Habire yığıyor, kenz ediyorsunuz. Biçare halkı da kervanlarınıza zebun ediyorsunuz. Bu zafer değil bilesiniz. Belki kervana son hücum…” (http://www.ihsaneliacik.com/2011/06/kervana-son-hucum.html) İyi de % 49.97 ortadayken ne desen boş diyenlere de şunu söylemiştim: “Peki, “Madem öyle bu yeni sınıfa halkın verdiği % 50 desteğe ne diyeceksin?”diyeceksiniz. Kanımca bu “kervana son hücum”dur. Son okçuların da yerini terk etmesidir. “Zeval”in kaçınılmaz dönümü için güneşin tepme noktasına çıkmasıdır. Kaybettiklerinin kazandıklarından daha değerli olduğunu anladıkları gün bunu bizzat tadarak görecekler…” (http://www.ihsaneliacik.com/2011/06/kervana-son-hucum.html) *** Aradan geçen yıllar boyunca göremediler. Öyle anlaşılıyor ki 2015 yenilgisini de göremiyorlar ve hala zoraki balkon konuşmaları yaparak ne olup bittiğini anlamaya yanaşmıyorlar. …

Korku imparatorluğu

Aşağıdaki yazı bundan 6 sene önce yazıldı. O zaman muhalifler korku içindeydi. Şimdi korku iktidardakilari de, seçileni de seçeni de sarmış görünüyor. Tek bir icraat, vaat tartışılmadan korkulardan beslenen bir ortam bu. Kimisi kaybetmekten, kimisi yargılanmaktan, kimisi işinden aşından, kimisi öldürülmekten patlatılmaktan korkuyor. 2011 seçimlerini “hırs”, 7 Haziran’ı “endişe”, 1 Kasım’ı ise topyekün “korku” yönetti. Yazıda korkunun saltanatını, gündelik politik bir dille değil, daha derin bir açıdan yazmıştım. İyi ki öyle yazmışım, zaman eskitemiyor korkuları… *** Yeryüzünde bir “Korku imparatorluğu” hüküm sürüyor. İnsanoğlunu korku ve kaygılarından esir alan bir korku saltanatı bu. Türkiye’yi korkular yönetiyor… Dünyayı korkular yönetiyor… Çünkü “insanı” korkuları yönetiyor. “Dışarıdaki çatışma” diyor, Mahmud Muhammed Taha aslında “İçteki çatışmanın dışavurumudur. Asıl korku insanın içindedir…” Ne korkusu? Üç tür “kadim korku” olduğundan bahsediyor.

“Zülkarneyn” kıssası ne anlatıyor?

Önce bazı “fâideli” bilgiler… Esâtir, menkibe, kıssa, tarih… Çoğu zaman bunların birbirine karıştırıldığını görüyoruz. Oysa Kur’an kıssalarını iyi anlayabilmek için, bu sözcüklerin, bu dili (Arapça) konuşanın zihninde nasıl belirdiğini doğru anlayarak işe başlamamız gerekir… ESÂTİR kelimesinin kök anlamı Arapça’da yazmak demek… Yazı (satır), yazılı olan satırı okumayıp atlamak (istâr), uyduruk söz yazmak (satara’l-ekâzîb), efsane, hurafe (esâtir), havada savrulan toz (mistâr) kelimeleri bu kökten… Sözcük Arabın zihninde bunları çağrıştırdığına göre, demek ki esâtir gerçeklikte karşılığı bulunmayan, realiteye tekabül etmeyen, okunmadan geçilmiş, bunun için de gerçeklikle alakası olmayan savrulmuş, atılmış, atmasyon, uydurma anlatılar oluyor. Türklerin masal, Yunanlılarınmytus, Frenklerin mit dedikleri evvel zaman efsaneleri olarak mülahaza edilmiş ve hurafeler anlamında kullanılmış (Elmalılı).Ustur/usturî/esâtir İngilizcedeki tarih, tarihsel olay, geçmiş anlamına gelen history kelimesini çağrıştırır. MENQIBE kelimesinin kök anlamı da “bir şeyi delmek/halka önderlik etmek” manasında… Delik, yarık (neqb), önderlik etmek (neqabe), kadın peçe giymek (tenaqqub), daracık yol, sokak, övülecek şey (menqabe), peçe (niqâb), yüzbaşı, kavmin efendisi, topluluğun önderi (naqîb) kelimeleri de bu kökten… Demek ki Türkçe’de menkibe (çoğ. menâkib) kahramanlık destanı dediğimiz şeye tekabül ediyor. Fransızca’daki epique (epik) ile aynı …