All posts tagged: Demokrasi

 Kur’an’da Yönetim İlkeleri

Konumuz Kur'an’da yönetim ilkeleri. Acaba İslam’ın temel kaynağı olan Kur’an-ı Kerim’de bir yönetimde bulunması gereken ilkeler, değerler, kurallar ne olarak bahsediliyor? Bunu nasıl anlayabiliriz? Acaba böyle bir şey var mı? Kur’an-ı Kerim her ne kadar memleketimizde mezarlıklarda okunuyorsa da esasında mezarlıklarda okunmak için değil; yaşayanlar için, diriler için indirilmiş bir kitaptır. Kur’an ı Kerim’i kim okumalıdır? Ölüsü olanlar, taziye evi, mezarlıkta ölülerini defnedenler mezar başında değil; alışveriş yapanlar parayla uğraşanlar, ticaret yapanlar, devleti yönetenler, idarecilik yapanlar, mahkemelerde karar verenler, örgütlerde görev alanlar, insan ilişkileri içinde olanlar Kur’an-ı Kerim okumalıdır. Çünkü Kur’an onlara sesleniyor. Bir devleti yönetenlerde bulunması gereken temel özellikler nelerdir? Mesela bir muhtar nelere dikkat etmelidir? Bir dernek, bir örgüt yöneticisi, bir teşkilat başkanı, bir şirket müdürü, bir ülke bakanı, başbakanı, cumhurbaşkanı, yöneticide, kamu idarecisinde bulunması gereken özellikler nelerdir? Bunları ben 2003 yılında çıkmış olan Adalet Devleti Ortak İyinin İktidarı başlıklı kitabımda anlatmıştım.  Kur’an-ı Kerim’de beş ilke var. Yönetim ilkeleri olarak Kur’an’dan beş tane prensip çıkarıyoruz. Ayetlere bakıyoruz, ne ile ilgili olduğuna bakıyoruz, eğer kamu İdaresi, yönetim meselesi ile ilgili bir davranışı kuralı veya …

Veysi Dündar İhsan Eliaçık’la İslâm’a ve Türkiye’ye dair her şeyi açık açık konuştu…

Veysi Dündar 19 Eylül 2017 Türkiye’de hep tartışılan ve bu aralar daha sık konuşulan neredeyse tüm konuları kadim dostum ilahiyatçı, müfessir ve yazar İhsan Eliaçık’a sordum. Çok bilgilendirici bir röportaj oldu. Okuyan herkesin istifade edeceği en az bir satır olacaktır… İslam dini hakkında artık daha çok konuşulup yorum yapılabiliyor.  İhsan Eliaçık gibi bazı çağdaş İslam düşünürlerinin “gerçek İslam” yorumları, özellikle sol ve modern kesim tarafından sahipleniliyor. İslam hakkında kafası karışık olanlar, “keşke bu fikirleri daha önce duymuş olsaydık” diyor “KHK’lılar işlerine dönecekler” Anısı: 1980 Darbesinden sonra Askeri Mahkemede ‘İslam Devleti İstemek’ ve ‘Şeriatı geri getirmeyi istemek’ suçlamaları ile yargılandım ve Mamak Cezaevi’nde 1 sene tutuklu kaldım. Mahkemeye çıkarıldığım ilk celsede beraat ettim. Avukatım manevi tazminat davası açalım dedi. Açtık. Ankara sıkıyönetim mahkemesinden cevap kağıdı geldi. “İşlemleriniz eksik yapıldığından tekrar mahkemeye ifade vermeye çağrılıyorsunuz” diye cevap yolladılar. İfade vermeye gitsem “vay sen misin devleti mahkemeye veren” diye hapse atacaklardı. Ben de şikayetimi geri çekmek zorunda kaldım. Gülüştük. Komik ve ironik bir anı.  Söz döndü dolaştı. Günümüzde KHK ile işten uzaklaştırılanlara geldi.  Şunları söyledi İhsan Eliaçık Hoca: …

“Müslümanların cemevi, kilise, havraya gitmesinde mahsur yoktur”

Ben Kur’an’da ‘ibadet’ ve ‘nüsuk’ ayrımı yaptım. Eğer dediğimi dikkate alsalar, bir müslümanın bırak cemevini, kilise ve havraya gitmesinde de hiçbir mahsur yok. Ama şu anki kafaya göre, bir Müslüman kiliseye giderse kesinlikle dinden çıkıyor. Halbuki Kur’an’da 6 yerde nüsuk kavramı geçiyor, 278 yerde ise ibadet kavramı geçiyor. Namaz, oruç, hac vb. şeylere Kur’an ‘’ibadet’’ demiyor, ‘’Nüsuk’’ diyor. Yani ritüel. Tekrarlanan hareketler. Aslında kimseye bir faydası yok. Sadece kendinle Allah arasında kurduğun bir bağ. İhsan hocam; halkın büyük bir kısmında, özellikle Alevi ve gayrimüslimlerde, İslamcı kesime karşı büyük bir korku var, bu korku nasıl aşılıp normalleşme sağlanabilir? Bunun için tüm grupları bir tabana oturtabilecek bir üst kimlik ya da ortak bir payda yaratılabilir mi? _ Evet, Alevi kitle ile ben bir temas halindeyim. Son 3-4 senedir, özellikle Gezi’den sonra cemevlerine gitmeye başladım. Her Muharrem ayında cemevlerine gidiyorum. Mesela geçen sene 12 günlük Muharrem orucu boyunca 12 ayrı cemevine gittim. Dolayısıyla Aleviler ile aramızda çok sıcak bir temas var. Birçok yerde -gerek yurtiçi, gerek yurtdışı- konferanslara davet ediyorlardı. Ben bu aşamada aradaki duvarların nasıl yıkılacağını, karşılıklı …

İlahî çağrı: Barış Yurdu

“Allah Barış Yurdu’na çağırıyor.” (Kur’an, Yunus; 10/25). Düşünün… Trakya, Kafkasya, Buhara, Yemen veya Cebel-i Tarık sınır kapılarından içeri girerken hep aynı levhayla karşılaşıyorsunuz: Barış Yurdu’na hoş geldiniz… Girilen kapıya göre Türkçe, Kürtçe, Arapça, Farsça, Urduca, Berberice, Habeşçe, Çerkezçe vs. bir çok dilde yazılmış… Avrupa’dan, Asya’dan veya Afrika’dan diğer kıtaya geçerken bu levha sizi karşılıyor… Fas’tan Buhara’ya, Bosna’dan Keşmir’e, Kırım’dan Sudan’a üç kıta adeta menteşe gibi birbirine bağlanmış… Bu devasa coğrafyaya neresinden girerseniz aynı esenlik, barış ve adalet dileği karşılıyor sizi: Barış Yurdu’na hoş geldiniz… *** Barış Yurdu kavramından kastettiğim, coğrafi anlamda bir dünya ufku olmakla birlikte, bölgesel olarak Afrika, Avrupa ve Asya’nın deniz yolları ve kara derinliği içinde iç içe geçmiş engin ufuklarıdır… Daha özel olarak jeopolitik dilde Ön Asya, Mezopotamya-Akdeniz havzası olarak anılan görkemli coğrafyadır… Burası, insanlığın kadim uygarlık merkezi, İbni Haldun'un tabiriyle yeryüzünün “umrana elverişli” 0-60. kuzey enlemleri arasındaki birinci, ikinci ve üçüncü iklim bölgeleri kuşağıdır… Burası, antropolojik açıdan insanlığın rahmidir… Burası, uygarlık tarihi açısından, Sümer, Babil, Asur, Pers, Mısır, Yunan, Hind, Çin, Rus, Roma, Bizans, Arap, Türk, İslam ve Osmanlı uygarlıklarının doğup …

Kervan’da Son Durak

2011 genel seçimlerinde iktidar partisi % 49.9 oy almıştı. Zafer naraları atıp, balkon konuşmaları yapılırken şunları yazmıştım: “Gırtlağınıza kadar harama batmışsınız. Yöneticileriniz küresel çakalların işbirlikçisi olmuş. Rüşvete “komisyon”, hortuma “istihkak”, avantaya “siyaset payı” der hale gelmişsiniz. Sonra “Ne var bunda” , “Seccade yok mu seccade?” diyerekten namaza durabilir olmuşsunuz. İzzeti ve şerefi develerin sırtında görür hale gelmişsiniz. Muhafazakar iştah, tûl-i emel, hırs, tekebbür ve şehvet bizi utandırıyor. Sanki bin yıl yaşayacakmış gibisiniz. Kervan kervan mal götürüyorsunuz. Habire yığıyor, kenz ediyorsunuz. Biçare halkı da kervanlarınıza zebun ediyorsunuz. Bu zafer değil bilesiniz. Belki kervana son hücum…” (http://www.ihsaneliacik.com/2011/06/kervana-son-hucum.html) İyi de % 49.97 ortadayken ne desen boş diyenlere de şunu söylemiştim: “Peki, “Madem öyle bu yeni sınıfa halkın verdiği % 50 desteğe ne diyeceksin?”diyeceksiniz. Kanımca bu “kervana son hücum”dur. Son okçuların da yerini terk etmesidir. “Zeval”in kaçınılmaz dönümü için güneşin tepme noktasına çıkmasıdır. Kaybettiklerinin kazandıklarından daha değerli olduğunu anladıkları gün bunu bizzat tadarak görecekler…” (http://www.ihsaneliacik.com/2011/06/kervana-son-hucum.html) *** Aradan geçen yıllar boyunca göremediler. Öyle anlaşılıyor ki 2015 yenilgisini de göremiyorlar ve hala zoraki balkon konuşmaları yaparak ne olup bittiğini anlamaya yanaşmıyorlar. …