All posts filed under: Makale

 Kur’an’da Yönetim İlkeleri

Konumuz Kur'an’da yönetim ilkeleri. Acaba İslam’ın temel kaynağı olan Kur’an-ı Kerim’de bir yönetimde bulunması gereken ilkeler, değerler, kurallar ne olarak bahsediliyor? Bunu nasıl anlayabiliriz? Acaba böyle bir şey var mı? Kur’an-ı Kerim her ne kadar memleketimizde mezarlıklarda okunuyorsa da esasında mezarlıklarda okunmak için değil; yaşayanlar için, diriler için indirilmiş bir kitaptır. Kur’an ı Kerim’i kim okumalıdır? Ölüsü olanlar, taziye evi, mezarlıkta ölülerini defnedenler mezar başında değil; alışveriş yapanlar parayla uğraşanlar, ticaret yapanlar, devleti yönetenler, idarecilik yapanlar, mahkemelerde karar verenler, örgütlerde görev alanlar, insan ilişkileri içinde olanlar Kur’an-ı Kerim okumalıdır. Çünkü Kur’an onlara sesleniyor. Bir devleti yönetenlerde bulunması gereken temel özellikler nelerdir? Mesela bir muhtar nelere dikkat etmelidir? Bir dernek, bir örgüt yöneticisi, bir teşkilat başkanı, bir şirket müdürü, bir ülke bakanı, başbakanı, cumhurbaşkanı, yöneticide, kamu idarecisinde bulunması gereken özellikler nelerdir? Bunları ben 2003 yılında çıkmış olan Adalet Devleti Ortak İyinin İktidarı başlıklı kitabımda anlatmıştım.  Kur’an-ı Kerim’de beş ilke var. Yönetim ilkeleri olarak Kur’an’dan beş tane prensip çıkarıyoruz. Ayetlere bakıyoruz, ne ile ilgili olduğuna bakıyoruz, eğer kamu İdaresi, yönetim meselesi ile ilgili bir davranışı kuralı veya …

“Profesör”, Bir 12 Eylül hikayesi

Biz ona “profesör” derdik. Gerçekten de iyi yetişmiş bir profesördü.  Beş dil biliyor, hepsini de ana dili gibi konuşuyordu. Uzmanlık alanı “Türk Devrim Tarihi” olmakla birlikte, derin bir genel tarih bilgisine sahipti. Osmanlıcaya vakıf, Fars edebiyatına hâkimdi. 50 yaşlarında olan “profesör” koğuşa getirildiğinde tir tir titriyordu. Saçları üç numara ile tıraş edilmiş; ağzı, gözü yara bere içinde; elleri ve ayakları davul gibi şişmişti. Üzerindeki elbiseleri sırılsıklam ıslanmıştı. Hava alma kapısı açılıp dışarıdan “sol, sol, sol sağ sol” komutlarıyla birisinin geldiğini görünce, yerimden kalkarak koğuşun demir parmaklı kapılarından dışarıya baktım. Profesör koşar adım avluda tur atıyor, arkasında üç dört eli coplu asker ona “sol, sol, sol sağ sol” diye komut veriyordu. “Daha hızlı, daha hızlı” komutuyla hızlanıyor yorulunca aynı komutla tekrar başlıyordu. “Karın içeri, göğüs dışarı, başlar dik, sol sağ sol” komutlarıyla, bir yandan ayaklarına coplar yiyor diğer yandan “Her Türk asker doğar”, “En büyük Türk, Atatürk” diye bağırtılıyordu. Geçenlerde bizim çocuklarla gittiğim “Hey Gidi Karadeniz” konserinde, “Dik başını oyna, eller cetvel, başlar dik, oyna horon oyna” türküsü başlayınca profesörün bu halini hatırladım. Herkes ayağa kalkmış …

İslam Peygamberi hakkında doğru bilinen 10 yanlış

Birincisi: Peygamber olmadan önce, daha doğarken ve gençlik yıllarında, harikulade olaylar meydana geldiği iddiası… Denir ki, “Peygamberimiz doğunca, İran kisrâsının saraylarındaki şamdanlar söndü, kuleler yıkıldı.” “Gençlik yıllarında, bulut onun üzerinden yürüdü.” “Peygamber çocukken Cebrail geldi, onu yere yatırarak, göğsünü yardı, şerh etti ve kalbini çıkarıp zemzem suyu ile yıkadı.” Bunları hepsi siyer ve hadis kitaplarında geçer; hiçbirinin aslı yok, hepsi mitolojidir. Peygamberimiz doğduğunda dünyada olağanüstü hiçbir şey olmamıştır, günlerden bir gündür. Siz doğduğunuzda dünyada ne oluyorsa, Peygamber doğduğunda da, dünyada o olmuştur. Doğuş iki türlüdür: bir maddi doğuş, bir manevi doğuş. Alevi Bektaşi kültüründe, bundan çokça bahsedilir. Kişini manevi doğuşu, ikrar verip yola girdiği anda, kişi yeniden (manevi olarak) doğar. Peygamberimiz bir anne karnından doğmuş- tur, bir de, kırk yaşında Peygamber olunca doğmuştur. Kırk yaşında Peygamber oluşu, sosyal bir olay, şehre inmiş, bir hareket başlatmış, tarihin önüne çıkarak, kendini Peygamber olarak tanıtmıştır. Zulme meydan okumuştur ve insanları, Allah’ın dinine çağırmış, bu da bir doğuştur. Olaylar, asıl bu ikinci doğuştan sonra başlamıştır. Asıl kaleler sarsılmaya, asıl zenginlerin, kodamanların saraylarındaki köşklerindeki şamdanlar sallanmaya, sönmeye o zaman başlamıştır. …

İbn Haldun’dan “tek adam” (infirad) dersleri

1408 yılında vefat eden büyük düşünür İbn Haldun, bir devletin/iktidarın nasıl zeval bulacağına, yani çökerek tarihten çekileceğini dair ölümsüz tespitler yapmıştır. İbn Haldun’dan bu yana altıyüz yıl geçmiş olmasına rağmen tespitleri hala taptaze, hala dipdiri… İbn Haldun’u günümüze çevirerek söyleyecek olursak aslında demek istediği “Devletin sorunu devlet, milletin sorunu millettir. Buna Ali Şeriati’yi de eklersek; dinin sorunu da dindir. Yani devleti yerinden kımıldatmayan içte bir karşı devlet, milleti kokuşturan içte bir karşı millet, dini uyuşturup afyonlayan da içte bir karşı din vardır. Kimse, öğretmen “Hey sen” deyince arkasındaki duvara bakan en arka sıradaki öğrenci gibi arkasına veya sağa sola bakınıp durmasın. Kendi içinden kokuşup çürümedikçe ne devleti, ne milleti ne de dini kimse yıkamaz. Bir yerde yokoluş varsa kokuşmuşluk vardır. Tefessüh (kokuşmuşluk) tezelzülün (onursuzluk, zillet), zillet de zevalin habercisidir. Mehmet Akif 1913 yılında İbn Haldun’u bir kez doğrulayarak gayet yerinde teşhisi koymuştu; “İçerdedir darbe… Dışarıda değil… Asla değil! Sonra olmaz dünyada ezkazara bir şey böyle bil ‘Gökten gelen bela’ sözünün manası yoktur herzedir En beyinsizler bile zira istikbali kestirir Gökten inmez bir de hiçbir şey… …

Otoriter/Totaliter İslam’dan Demokratik İslam’a: Gannûşî

(İslam’ın Yenilikçileri c. 2. “Gannûşi” bölümü., İnşa yay. 2001). Gannûşî’yi ele aldığımız bu bölümde, son (üçüncü) dönem İslâmcılığını etkileyen bâzı yeni gelişmelerle karşılaştığımızı göreceğiz. Daha önce orta dönemin (1930-1990) bitişi olarak “İran devriminin üzerinden on yılın geçmesi” tâbirini kullanmıştık. Gerçekten 1990’lı yılların iki yıl öncesi ve iki yıl sonrasındaki birkaç yıla bakıldığında İslâm dünyâsını (düşüncesini) ve dünyâyı etkileyen önemli gelişmelerin olduğunu görüyoruz; İran-Irak savaşı sona ermiştir (1986), Humeynî vefât etmiştir (1989), İran’da Muntezirî, Necefabâdî ve Abdülkerim Suruş vb. sîmâlar “iç sorgulama” başlatmıştır (1987-91), Sovyetler Birliği dağılmış, Berlin duvarı yıkılmıştır (1989-90). Körfez’de  savaş çıkmıştır (1991). Bunlarla birlikte Sûdan, Cezâyir ve Tunus’taki İslâmcı yükselişlerin de bu döneme denk geldiğini görüyoruz; Sûdan’da Turâbî General Beşir darbesiyle işbaşına gelmiştir (1989), Tunus’ta Gannûşî liderliğindeki Nahda hareketi seçimlerden zaferle çıkmıştır (1989), Cezâyir’de Abbas Medeni liderliğindeki İslâmî Selamet Cephesi yerel seçimlerde büyük bir patlama yaparak zafer kazanmıştır (1990), genel seçimlerin birinci turuna Abdülkadir Haşani liderliğinde giren İslâmî Selamet Cephesi yine patlama yapmıştır (1991). Üstelik Doğu blokunun çökmesiyle birlikte bir anlamda “işsiz” kalan NATO üyesi Batıcı blok, bütün dikkatini İslâm dünyâsına çevirmiş, komünizme …

Herkese özgürlük, herkes için adalet

Ömrüm özgürlük ve adaletin herkese lazım olduğunu anlatmak ve bunun için mücadele etmekle geçti, geçiyor. 28 Şubat döneminde 30 ayrı davadan yargılandım ve çoğundan beraat ettim. 1998-2002 yılları bunların derdiyle, kaygısıyla geçti. Mahkemelerde hakimlere “başörtülülerin” İran ajanı olmadığını, amaçlarının devleti yıkmak falan olmadığını, sadece başörtüleri ile okumak istediklerini anlattım durdum. İnanmıyorlardı. “Asıl amaçları başka” diye başlar ve ne kötü, zararlı insanlar olduğunu anlatırlardı. Belli başlı kanallarda ve gazetelerde görünmek “irticacı” olmanız için yeterliydi. Çıktığım “irticacı” kanallarda ve söyleşi yaptığım kimi gazetelerde göründüm diye cadı avına tabi tutulmuş, niye oralara çıktın, demek irticayı destekliyorsun diye soruşturmalara uğramıştım. *** Yıllar geçti… Gezi olaylarında yine sokaktaydım ve Gezi’ye destek verdim. Bu sefer soruların kalıbı aynı isimleri değişikti: “Çapulcuların yanında ne işin var”, “Darbeci mi oldun?” Gezi’dekilerin darbeci, din düşmanı ve dış mihrakların ajanı olmadığını anlattım durdum. Cümle hep aynı kalıpla başlıyordu: “Asıl amaçları başka”, “Kullanılıyorsun, onlar yıkıcı, anarşist vs..” *** Aylar geçti… Cemevi’ne gittiğimde “Alevi olmuş”, CHP Gençlik Kolları’nın toplantısında konferans verdiğimde “Kemalist olmuş”, “Demokratik İslam Kongresi’nde konuştuğumda Kürtçü olmuş, PKK’ya katılmış dediler. Halbuki benim bir şey olduğum …

Kur’an’da “ihtiyaçtan fazlası” (afv) ne demektir?

[Ve yes’elûneke mâzâ yunfigûn gul’il-afve…] Sana neyi infak edeceklerini sorarlar, de ki, ihtiyaçtan fazlasını… Bu ayetteki afv kelimesi, Kur’an’dan baktığınız zaman, Türkçede de kullandığımız, affetmek kökünden geliyor. Kur’an’da afv kelimesinin geçtiği yerlere baktığımızda 33 yerde geçtiğini görüyoruz. Kök itibari ile fazlalık anlamına geliyor, bir şeyin fazlalaşması, çok olması, ziyade olması anlamına geliyor. Affetmek, af edersiniz, muaf tutmak… Birisine afiyet olsun dediğiniz zaman, üzerine almış olduğu fazlalık (besin), sana yarasın demektir. Afiyet olsun diyene nezakettendir ziyade olsun diye cevap verilir dikkat edersiniz.  Ya Rabbi, beni affet dediğiniz zaman, üzerimdeki fazladan yaptığım günahı al demektir. Mesela birinin kalbini kırdın, ya Rabbi bu adamın kalbini kırdım affet dediğin zaman, bu adama yaptığım fazlalığı üzerimden al demektir. Kur’an’da afv kökünün çok olmak, çoğalmak, fazlalaşmak anlamında sözlük anlamından öte terim olarak da bu manada kullanıldığına kanıt A’raf suresi 95. Ayettir. [Sonra kötülüğün (sıkıntı ve darlığın) yerine iyiliği (bolluk ve genişliği) getirdik. Nihayet çoğaldılar (hatta a’fav) ve (nankörlük edip): “Atalarımız da darlığa uğramış ve bolluğa kavuşmuşlardı” dediler. Biz de, farkında değillerken onları ansızın yakaladık.]  Görüldüğü gibi ayette öyle nankörce sözler etmelerine …

*Kur’an’da “Lehû” (Allah’a ait 20 şey)

Kur’an’da sürekli olarak “O’na attir” (Lehû), “Allah’ındır” (Li’llahi) ifadeleriyle vurgulanan 20 şey var ki, Kur’an’ın aidiyet (mülkiyet; sahiplik) haritasını çizer. Yani neler Allah’a ittir ve biz onlara sahip olamayız onları anlatır. Bu aynı zamanda “şirkin” ne olduğuna dair bize anahtar verir. Her kim bunlardan birisine mutlak olarak sahip olduğunu iddia ederse, yani “Benim, Bana ait” derse Allah’a ortak koşmuş olur. Bakın bunlar neler? Kur’an’da en çok geçenden birkaç yerde geçenine kadar sıralıyorum: 1-Lehu’l-Mülk (Mülk Allah’ındır):  Türevleriyle beraber yaklaşık 100 yerde geçer. Türevlerinden maksat “Göklerde ve yerde ve ikisi arasında ne varsa, mülkü, ğaybı, bilgisi, sırrı vb. O’na aittir” şeklinde gelen ayetlerin tamamıdır. Bunların hepsi “mülkiyet” ifade etmekte olup sayılan şeylerin hepsinin Allah’a ait olduğu, bunlara sahip çıkılamayacağı ifade edilir. Bu yönüyle Kur’an’da en çok geçen aidiyet (sahiplik) ifadesidir.  Sürekli olarak bunların sahibinin Allah olduğu, O’na ait olduğu vurgulanmaktadır. Sanıldığının aksine Kur’an’da mülk kavramı sadece egemenlik, yönetim, idare anlamında kullanılmaz. Bu, bildiğimiz mülkiyet kavramıdır. Kur’an mülkiyetin Allah’a ait olduğunu söylemektedir. Mülk kavramının içinde mal da vardır. Mülk, mal kavramından daha geniştir. Mal mülkü kapsamaz, ama mülk …

The Critique of Capitalism in the Light of Qur’anic Verses

Abstract This paper argues that the Qur’an must be understood as an anti-capitalist text. The Qur’an contains many verses that declare unequivocally the accumulation of wealth and monopoly ownership, either by the one person or one group, to be highly problematic ethically and socially. Qur’anic verses attend frequently to the issues of ownership and the accumulation of wealth. In the first years of the revelation and particularly before the Prophet’s migration to Mecca, the Qur’an discusses frequently the issue of ownership. Before the migration, the Qur’an taught mainly about the exploitative nature of the existing economic system while, in the post-migration era, the Qur’an laid the foundation of a new system in which the accumulation of wealth and ownership monopoly are central causes of ethical and social degeneration. The Qur’an regards the redistribution of wealth to be both a religious duty and an ethical obligation. Keywords Property, wealth, accumulation, distribution, equality In this paper I will argue that the Qur’an must be understood as an anti-capitalist text and offer a close reading of Qur’anic verses …

İlahî çağrı: Barış Yurdu

“Allah Barış Yurdu’na çağırıyor.” (Kur’an, Yunus; 10/25). Düşünün… Trakya, Kafkasya, Buhara, Yemen veya Cebel-i Tarık sınır kapılarından içeri girerken hep aynı levhayla karşılaşıyorsunuz: Barış Yurdu’na hoş geldiniz… Girilen kapıya göre Türkçe, Kürtçe, Arapça, Farsça, Urduca, Berberice, Habeşçe, Çerkezçe vs. bir çok dilde yazılmış… Avrupa’dan, Asya’dan veya Afrika’dan diğer kıtaya geçerken bu levha sizi karşılıyor… Fas’tan Buhara’ya, Bosna’dan Keşmir’e, Kırım’dan Sudan’a üç kıta adeta menteşe gibi birbirine bağlanmış… Bu devasa coğrafyaya neresinden girerseniz aynı esenlik, barış ve adalet dileği karşılıyor sizi: Barış Yurdu’na hoş geldiniz… *** Barış Yurdu kavramından kastettiğim, coğrafi anlamda bir dünya ufku olmakla birlikte, bölgesel olarak Afrika, Avrupa ve Asya’nın deniz yolları ve kara derinliği içinde iç içe geçmiş engin ufuklarıdır… Daha özel olarak jeopolitik dilde Ön Asya, Mezopotamya-Akdeniz havzası olarak anılan görkemli coğrafyadır… Burası, insanlığın kadim uygarlık merkezi, İbni Haldun'un tabiriyle yeryüzünün “umrana elverişli” 0-60. kuzey enlemleri arasındaki birinci, ikinci ve üçüncü iklim bölgeleri kuşağıdır… Burası, antropolojik açıdan insanlığın rahmidir… Burası, uygarlık tarihi açısından, Sümer, Babil, Asur, Pers, Mısır, Yunan, Hind, Çin, Rus, Roma, Bizans, Arap, Türk, İslam ve Osmanlı uygarlıklarının doğup …

Kur’an’da Özsavunma (Savaş) Ayetleri Haritası

Konumuz, Demokratik İslam çerçevesinde, Kuran’da şiddet, öldürme, savaş, cihat üzerine olacak. Kuran’da şiddetin, savaşın, öldürmenin hükümleri nelerdir, adam öldürmek neden ona göre en büyük suçtur? Kuran bunlar hakkında neler söylemektedir? Özellikle son zamanlarda IŞİD denen güruh, ortaya çıktığından bu yana, bu mesele çokça konuşuluyor. İnsanların kafaları kesiliyor, köle yapılıyor, cariye yapılıyor, öldürülüyor ve bütün bunların Kuran’da yazdığı iddia ediliyor. Acaba öyle mi? Gerçekte bunun böyle olmadığını size göstermeye çalışacağım. Şöyle bir yol izleyeceğiz: On aşamada Kuran’da Savaş Ayetleri Haritası… Bu haritayı gözler önüne sereceğim, o zaman bu iş nasıl başlamış, nasıl gelişmiş görecek ve anlamış olacağız. İlk olarak, (Kuran’da) zorbalık konusu Mekke döneminin sonlarında gelen ayetlerde geçmeye başlar ve açık bir dille zorbalık yasaklanır. Mesela, Gâşiye Suresi, 21 ve 22. Ayet şöyle der: “Sen hatırlat, sen ancak bir hatırlatıcısın, dayatan-insanlara satır sallayan bir zorba değilsin.” Bu ayetler, Mekke döneminin sonlarında gelmiştir. Görüldüğü gibi bu ayetlerde bir savaş emri yoktur. Zaten Mekke dönemi boyunca (Peygamber ve çevresindekilere) savaşmaları için izin verilmiyor. Müşriklerin onca baskılarına, işkencelerine rağmen, eline kılıç alıp savaşmak isteyenlere izin verilmediğini görüyoruz. Bütün Mekke …

Lut kıssası ne anlatıyor?

Kur’an’da Lut kıssası bölümler halinde esas olarak altı yerde geçiyor. Her birinde o günkü Mekke ortamına uygun bir tema öne çıkarılıyor ve Mekke üzerinden tüm Kur’an okuyucularına mesajlar veriliyor. İlginçtir, Lut kıssası altı bölüm halinde ve tamamı Mekke döneminde anlatılıyor. Yapılan araştırmalara göre her hangi bir eşcinsel olayın tespit edilemediği Mekke’de Lut kıssası neden anlatılmış olabilir? Mekke’de eşcinsellik yoktu, bu konuda Kur’an’da Lut kıssası dışında bir uyarı görmüyoruz. Ama Mekke’de fuhuş vardı. Zorbalık, baskı, yol kesme, kadınlara el koyma, cariyecilik, kölelik hepsi vardı. Luk kıssasının ana vurgusu Mekke’deki bu duruma paraleldir. Yani esas vurgu baskı, dayatma, zorbalık ve zulümdür. Lut kıssasında değişen bütün bunların, “Kadınları bırakıp erkeklere şehvetle gelmek” adına yapılmasıdır. Nitekim anlatının bölümler halinde geçtiği yerleri görünce bunu apaçık göreceksiniz. *** Lut kıssası ile ilgili anlatı Kur’an’da ilk olarak kamer suresinde geçer. Kamer suresinin temel özelliği geçmiş çağlara ait yıkılış sahneleri ile dolu olmasıdır. Daha önce tufan, kasırga, çağlık/sayha ile yıkılanlar sıralandıktan sonra şöyle denir: “Lut kavmi de uyarılara kulak asmayıp yalan bütün bunlar dedi. Biz de başlarına taş yağdırdık. Sadece Lut’la beraber olanları …