Eyl 19, 2017
772 Views
1 0

Veysi Dündar İhsan Eliaçık’la İslâm’a ve Türkiye’ye dair her şeyi açık açık konuştu…

Written by

Veysi Dündar 19 Eylül 2017

Türkiye’de hep tartışılan ve bu aralar daha sık konuşulan neredeyse tüm konuları kadim dostum ilahiyatçı, müfessir ve yazar İhsan Eliaçık’a sordum. Çok bilgilendirici bir röportaj oldu. Okuyan herkesin istifade edeceği en az bir satır olacaktır…

İslam dini hakkında artık daha çok konuşulup yorum yapılabiliyor.  İhsan Eliaçık gibi bazı çağdaş İslam düşünürlerinin “gerçek İslam” yorumları, özellikle sol ve modern kesim tarafından sahipleniliyor. İslam hakkında kafası karışık olanlar, “keşke bu fikirleri daha önce duymuş olsaydık” diyor

“KHK’lılar işlerine dönecekler”

Anısı: 1980 Darbesinden sonra Askeri Mahkemede ‘İslam Devleti İstemek’ ve ‘Şeriatı geri getirmeyi istemek’ suçlamaları ile yargılandım ve Mamak Cezaevi’nde 1 sene tutuklu kaldım. Mahkemeye çıkarıldığım ilk celsede beraat ettim. Avukatım manevi tazminat davası açalım dedi. Açtık. Ankara sıkıyönetim mahkemesinden cevap kağıdı geldi. “İşlemleriniz eksik yapıldığından tekrar mahkemeye ifade vermeye çağrılıyorsunuz” diye cevap yolladılar. İfade vermeye gitsem “vay sen misin devleti mahkemeye veren” diye hapse atacaklardı. Ben de şikayetimi geri çekmek zorunda kaldım.

Gülüştük. Komik ve ironik bir anı. 

Söz döndü dolaştı. Günümüzde KHK ile işten uzaklaştırılanlara geldi. 

Şunları söyledi İhsan Eliaçık Hoca:

Bugün devletin çeşitli kademelerinde görev yapan, devletle ilişiği kesilen binlerce KHK mağduru 1980 darbesi ve 28 Şubat post-modern darbesinde haksızlık, hukuksuzluk ve yokluğa mahkûm olanların hâlinden daha da vahimdir. Neden mi?  

Müracaat edeceğiniz, derdinizi anlatabileceğiniz merciler vardı da ondan. 

Bugün muhatabınız yok, kimi kime şikâyet edecek, derdinizi anlatacaksınız.

Ben KHK mağdurlarının maddî ve manevî tazminat ile birlikte görevlerine döneceklerine inanıyorum, çünkü zulümle âbad olunmaz.

VD- Amerika’nın seçim mantığının doğru olduğunu düşünüyorum. Siyasetçi iki dönemden fazla görev yapamaz. Bu bana doğru bir mantık gibi geliyor. 

İE- Kesinlikle katılıyorum. Çünkü 3. dönemde kişide “tiran geni” gelişiyormuş. Firavunlaşma böyle başlıyor. 

VD-Direk sağlam bir soruyla başlayalım İhsan Hocam. Hesap günü var mı?

İE- Kur’an’da hesap günü dünyevî ve uhrevî iki anlamda kullanılır:

1- Dünyada yaptıklarından dolayı kişinin hesap vermesi.

2- Hesabın ahirette sorulması. Ahiretteki hesap için yer, zaman, mekan verilmez sadece, mutlaka hesap sorulacak denilir. Dolayısıyla ahiretteki hesap inancın konusudur. Ben önce dünyada sonra da ahirette hesabın olduğuna inanırım. Ancak şunu da söylemeliyim ki, herhangi bir inanç yargılama, sorgulama, kınama konusu olamaz. Çünkü kanıtlanması veya çürütülmesi mümkün olmayan inanç alanına girmektedir.

VD- Adalet konusu ülkenin her gün gündeminde. En çok konuştuğumuz konu budur. Hz. Ömer ile patentli olduğu günden beri, onu örnek veririz. Adalet Yürüyüşü ve Adalet Kurultayına da katıldınız. Günümüzde adaleti nasıl sağlarız?

İE- Ortak iyinin iktidarı ile sağlarız. Artık bir grubun gelip adaleti sağlaması diye bir şey söz konusu değildir. Ortaklaşa olmalıdır, tek parti iktidarları bu açıdan zararlıdır. Koalisyon ortaklık ve fazilet, uygarlık demektir. Uygar olmayan toplumlar ortaklıkları beceremez, bir grup her şeyi kendisi yapmak ister ve tek başına yapmak ister, ötekini tasfiye ederek yapmak ister, bunun özenilecek bir tarafı yoktur. Bir ülkede dış görünüş olarak adaletin olduğunu anlamamız için başlıca üç kriter var:

1- İktidar yandaşları (yolsuzluk yapmaktan) korku içinde olmalıdır.

2- Muhalifler (yargılanma, cezaevi, işkence vb. konularında) güven içinde olmalıdır.

3- Hükümdar yargılanabilmelidir. Şu an Türkiye’de bunun üçü de yok.

VD- Geçen hafta Adalet Kurultayında içki içilmesi gündem oldu. CHP Milletvekili Aykut Erdoğdu da içki haram değildir demiş ve gündem içki ve alkole tevil edilmişti. Sizin de hiç içki içmediğinizi biliyorum. Fakat içki konusunda farklı ve aykırı beyanınız var. Kesinlik içeren bir şekilde; İçki haram mı, cevaplar mısınız?

İE- Benim görüşüme göre içki içmek değil, sarhoş olmak haramdır. “Çoğu sarhoş eden şeyin azı da haramdır” sözü bir şehir efsanesi, Peygamber adına uydurup hadis kitaplarına sokmuşlar. Kur’an’da içki içmenin cezası yoktur. Namaz kılmamanın, oruç tutmamanın, başını örtmemenin de cezası yoktur. Ama öldürmenin, çalmanın, iftiranın ve zinanın vardır. Yani insan hakları ihlalleri ilgili konularda ceza öngürülmüştür. Sarhoş olmak haramdır. Şurub, şerbet, şarap hepsi içkidir, ama sarhoş edeni haramdır. Sarhoş olmayacak kadar içebilirsin, şurub veya şerbet yerine geçer, sarhoş eden her şey ise haram kılınmıştır. Bu konuda Kur’an çağdaş dünya ile uyum içindedir. Bugün dünyanın herhangi bir yerinde Londra, Paris, New York, Moskova vb. sarhoş halde trafiğe çıkarmazlar, haramdır. Kur’an’daki de aşağı yukarı böyledir. Her zarar veren şey kötüdür.

VD- İslam’la ilgili kimi zaman ciddi kimi zaman magazinsel konular konuşulur ve yazılır; hemen hemen her gün medyada yer bulur din konusu. Çok konuştuğumuz, ama artık tam manasıyla doğru ve yanlışın birbirine karıştığı durumlar da söz konusu. İslam’da doğru diye bildiğimiz aslında yanlış olan olgular, mefhumlar nelerdir?

İE- “Müslüman olmayanla evlenilmez” inancı… “İslâm’ın ibadet yeri camidir” anlayışı…  “İslâm’a giren sünnet olur, İslâm’dan çıkan da mürted olur” anlayışı… “Namaz dinin direğidir” anlayışı… “İslâm’ın şartı beştir” anlayışı… “Din bir vicdan işidir” anlayışı… “Sadece inananlar cennete girer, inananlar içerisinde de, Hıristiyanlar (veya başka bir dinin mensupları) değil Müslümanlar cennete girer, Müslümanların içinde de namaz kılanlar, oruç tutanlar, hacca gidenler, başını örtenler cennete girer, onların içinde de, bizim tarikata vs. mensup olanlar cennete girer” inanışları… “Kuran, inanmayanları öldürün diyor” iddiası… “Kuran’da kölelik ve cariyelik vardır” anlayışı… “Kuran, kadını yarım görüyor” anlayışı… “Kadın erkeğin kaburga kemiğinden yaratıldı” fikri… “Kuran, çok eşliliği emrediyor” veya en hafifinden, “tavsiye ediyor” anlayışı… “Peygamber, dokuz yaşındaki Ayşe ile evlendi” bilgisi… “Peygamber, Yahudi Kurayzaoğullarından 960 erkeği kesti ve Medine’nin çukurlarına gömdü, kadınları ve çocuklarını da, cariye ve köle yaptı bilgisi… “Zekât, kırkta birdir” iddiası… “Kuran’da ticaret var, dolayısı ile kapitalizmi öngörmektedir, zenginleri korumaktadır” iddiası… “Kuran’da mülkiyet hakkı var, miras var, dolayısı ile Kuran’dan çıksa çıksa kapitalizm çıkar” iddiası… “Peygamberimiz zengindi, dolayısı ile biz de zengin olmalıyız; sadece Muhammed de değil, önceki peygamberler de, mesela Süleyman da zengindi, biz de zengin olmalıyız” iddiası…”Demokrasi küfürdür, laiklik dinsizliktir” anlayışı… “Peygamberler mucizeler göstermiş; ölüleri diriltmiş, denizleri yarmış, ateşlerde yanmamış, gül bahçesine dönmüş, kayadan deve çıkarmış, Muhammed Peygamber de “Ay’ı yarmış, birçok mucizeler göstermiştir” iddiası… Sıraladığım bu yirmi şeyin hepsi de yanlıştır. Böyle 40 maddelik bir liste çıkardım buna benzer. “Çağdaş dünyada İslam” kitabıma bakabilirsiniz, orada hepsinin doğrusunun ne olduğu yazdım.

VD- Malumunuz yeni Diyanet İşleri Başkanı atandı bugün. Diyanet İşleri Başkanlığı konumu, forsu, harcamaları, yaptırımları, uygulamaları, hutbeleri, işleyişi konusu da hep gündemde oldu. Hep tartışıldı. Hala da tartışılıyor. Sizce Diyanet İşleri Başkanlığı ya da Diyanet Kurumu gerekli midir?

İE- Diyanet gibi bir kurumun olduğu yerde laiklik olmaz. Diyanet bu nedenle lağvedilmedilir. Camiler gönüllü kurumlara bırakılmalıdır. Cemaati olmayan camiler kapatılmalıdır. Ankara’da RTÜK gibi bir Diyanet dairesi olmalı, camilere hizmet ruhsatı vermelidir. RTÜK’ün yayın ruhsatı vermesi gibi. Şartlarını yerine getiren camiler hizmete girmelidir. Ancak hizmeti devlet değil sivil kurumlar, gönüllü teşebbüsler yürütmelidir. Ruhsat yetkisi Diyanet’te olmalıdır. Şartlara uymayanları kapatabilmelidir. Sadece cami değil, Kilise, Havra, Sinagog, Cemevi vb. hepsi böyle olmalıdır. Diyanet’in sadece ruhsat verme ve dışsal şartları denetleme yetkisi olmalı, içlerinde neler yaptıklarına karışmamalıdır.

VD- Bu konuda hep konuşuldu. Kadınlar başını örtmeli midir? Saçı açık bırakmak günah mıdır? Dışarıda saçı açık olan, namaz kılabilir mi? Bu konuya füruat nazarla yaklaşanlar da oldu. Sizce; Kur’an’da örtünme ve tesüttür var mı?

İE- Örtünme var, ama nerelerin örtüleceği kesin belirtilmiyor, yoruma açık. Kadınlara dört şey söylüyor:

1- Dışarı çıkarken üzerlerine örtülerini alsınlar 

2- Bakışlarına

3- Konuşmalarına

4- Yürümelerine dikkat etsinler. 

Bu kadar. Hem erkeklere hem kadınlara ayrıca gözlerini harama bakmaktan çevirsinler diyor. Bunlar nedir? Bunlar bugün de hala geçerli, kadın-erkek ilişkilerinde medeni, centilmen davranışlara girer. Hakikaten mesela işyerlerinde kadınlar göz hapsine alınmamalı, otobüslerde binerken inerken tacizde bulunulmamalı, rahatsız edici davranışlar sergilenmemelidir. Ben saç telinin illa örtünmesi gerektiği görüşünde değilim. Müslüman kadının saçı açık olabilir, genel bir kıyafetle de örtülü olunur, illa saç teli örtülecek diye bir şey yok. Başörtüsünün emredildiği iddia edilen Nur 31. ayette baş mı, omuz mu, başla birlikte omuz mu tam neresinin örtülmesi isteniyor yoruma açık. İsteyen başını, isteyen omuzunu, isteyen ikisini anlasın diye bir genişlik verildiği görüşündeyim.

VD- Din demokrasi ile çelişir mi?

İE- Çelişmez, tam tersi insanlıkta ortaya çıkmış sistemler içinde İslam’a en yakın olan demokratik idarelerdir diyebiliriz. İslam’a padişahlık, saltanat, hilafet değil; cumhuriyet ve demokrasi daha uygundur. Çünkü Kur’an’da ilke şu: “Ve emruhum şura beynehüm”. Onların tüm kamusal işleri ortak kararlar iledir. Tek adam rejimi bu ilkeye aykırıdır. Çünkü ortak aklı ve ortak karar mekanizmalarını yok eder. Müslümanlar padişahlığa, saltanata, hilafete geri dönmeyi değil; cumhuriyeti, demokratikleşmeyi, demokrasiyi tam demokrasiye nasıl götürebiliriz bunları düşünmelidir. İslam’ın ileriye yönelik hedeflerine bunlar daha uygun düşer.

VD- Reform konusunda düşünceleriniz?

İE- İslam dünyasında reforma ihtiyaç var. Bence bu Avrupa’da olduğu gibi olacak. Avrupa’da önce dinde reformlar oldu, onun üzerine rönesans gerçekleşti. Bunlar olurken İncil’e bir şey olmadı, değişmedi. İslam dünyasında da böyle olacak . Kur’an metin olarak değişmeyecek, ama anlayış olarak büyük reformlar olacak. İslam dünyası Sunnî Saltanat ideolojisi ve Şiî imamet mitolojisi’ni aşmadıkça demokratik bir ufuk kazanamayacaktır.

VD- Karl Marx’ın bir sözü var: “Din halkın afyonudur.” Gerçekten öyle mi ve Türkiye’de şekil Müslümanlığı konusu hep tartışılmıştır. Şekil ağır mı basıyor?

İE- Karl Marx, o cümleden önce  4 cümle daha söylüyor aynı parağrafta, onlarla birlikte ele alınırsa doğrudur. Şöyleki: “Din varolan durumlar için protesto, ruhsuz koşullar için ruh, kalpsiz dünyanın kalbi, ezilen insanın içli çığlığı ve halkların afyonudur.” Bu haliyle doğrudur. Hukuk Felsefesine Giriş’te söylüyor bunu. Yani Ali Şeriati’nin dediğini diyor; Dine karşı din var. Ezilenlerin dini protesto, ruh, kalp ve çığlıktır. Egemenlerin dini ise afyondur.

VD- Evrim konusu da çok konuşuldu. Müfredata girmeli mi girmemeli mi? Evrim konusu bilinse ne öğrenilse ne, dendi. Ve müfredattan çıkarıldı. Sizce; Evrim İslam’a aykırı mıdır?

İE- Hayır değildir. Ben evrime inanırım. Bana çok makul ve İslam’a uygun geliyor. Bu anlamıyla evrim Allah’ın en büyük ayetlerinden biridir diyebiliriz. Kur’an’da evrimi aramak boşunadır, ancak Kur’an’dan evrim karşıtlılığı çıkarmak da boşunadır. Kur’an insanı Allah’ın yarattığını söyler, evrim bunun ne şekilde olduğunu, biyolojisini ortaya koyar. İkisi de birbirini tamamlar. Yaratılış ile evrimi karşı karşıya getirmek doğru değildir. Evrimci yaratılış mümkündür.

VD- 80 milyonun neredeyse hepsinin kabul edilemez bulduğu; cenazeyi definde yaşananlar için görüşleriniz? Bu tehlikeli bir savrulma değil midir? Bu tarz girişimlerin nihai varış noktası nedir? Ne kaybettik millet olarak? Hadisedeki mazruf sizce nedir ve neye dikkat edilmelidir şu saatten sonra?

[Aysel Tuğluk’un merhume validesi dolayısıyla hem validesinin hem de tüm ölmüşlerimizin; Allah taksiratlarını af eylesin. Mekanları cennet olsun. VD.] 

İE- Böyle bir davranış, bir Müslüman, Türk ve Sünni kökenden gelen birisi olarak beni kahretti. Hiç bu kadar utanç duymamıştım. Çünkü mezar saldırganları tekbir getirdiler, “Burası Kürt, Alevi mezarlığı değil, Ermeni toprağı değil” diye bağırdılar.

Kürtlerden, Alevilerden, Ermenilerden özür dilenmesi ve saldırganların yakalanıp cezalandırılması gerekiyor.  Esasında yeryüzü Allah’ındır, Mülk Allah’ındır. Halklar Allahın yeryüzünde misafirleridir. Bu topraklar Türklerin tapulu malı değildir, Allah onlara gökten tapu falan indirmemiştir. Bu topraklar aynı zamanda Kürtlerin, Alevilerin, Ermenilerindir de. Yani üzerinde kim yaşıyorsa onlarındır. İnsanlar özellikle ölülerinin huzur içinde yattığı yerleri yurt bellerler. Sen başkentin Ankara’da Kürd’e mezar yok diye nara atıyorsun. Peki nereye gitsin Kürt? Atatürk Anzaklar için “ebediyen bağrımızda huzur içinde uyuyacaklardır” demişti. Nereden nereye geldik. Anzakları bile bağrına basan bu ülke Kürd’e, Alevi’ye mezar yok diyecek öyle mi? Bu durumda kim bölücü oluyor? Türkiye’yi Kürtler bölmez, böyle kro-magnon Türk kafası böler.

Article Categories:
Söyleşi

Leave a Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.