May 24, 2017
10048 Views
8 5

Allah, topluma göre daha özgürlükçü

Written by

BAS- Rabia Çetin

İlahiyatçı, müfessir, Anti-Kapitalist Müslüman yazar İhsan Eliaçık, din, İslamiyet’in gerçek anlamda yorumu, özellikle siyaset-din ilişkisine dair sorularımızı yanıtladı. “Mülk Allah’ındır” sözünü dilinden düşürmeyen İhsan Eliaçık, “Allah, topluma göre daha özgürlükçüdür” diyor.

Çok sık kullanılan bir cümle ‘Huzur İslam’da’… Şu an yaşananlara bakılırsa gerçekten de öyle mi?

Bu huzurdan ne kastedildiğine bağlı. İnsanın zihnindeki ‘Ben kimim, nereden geldik, nereye gidiyoruz’ gibi varoluşla ilgili sorulara ‘yüce bir yaratıcı’ cevabı ile teskin olma, zihinsel güvenliğini sağlama ise evet dini inanç huzur verilebilir.

Yani salt ‘İslam’ meselesi değil öyle değil mi?

İslam ile olacak diye bir şey yok tabi. Dinlerin insan zihnindeki karmaşık sorulara net cevap vermek gibi bir özelliği var. Net cevaplar karmaşıklığı giderince bu huzur gibi algılanabilir.  Ama kişinin dünyada imtihan edilmesi, belalardan geçilmesi ise kastedilen bu dünyada yaşamanın kendisi zaten insana huzur veren bir şey değil. Çünkü zaten dünyaya bir atılmışlık söz konusu. Dini metinler şöyle der; ‘Siz iman ettik demekle bırakılacağınızı mı zannediyorsunuz?’ Belalardan, imtihanlardan geçmek huzur değil acı verir. Gerçeğin kendisi de, bilgi de acı verir. Dolayısıyla ‘Huzur İslam’da’ sözü uyuşturucu bir söz. Bunun yerine adalet, eşitlik, hakkaniyet İslam’da dense daha doğru olur.

Marx’ın ‘Din afyondur’ düşüncesi peki?

İki din var; bir zenginlerin bir de yoksulların dini var. Bunlardan birinin afyon olması gayet normaldir. Tarihe de bakıldığında dinle – dinsizin mücadelesini değil, Ali Şeriati’nin tabiriyle dine karşı dinin mücadelesini görüyoruz. Kuran inene kadar yeryüzünde kendisine ‘Tanrının oğlu’ demeyen imparator yoktu. Bu işte ezenlerin dini oluyor. Bunlara karşı bir de peygamberlerin dini var. Yani bu imparatorlara karşı çıkan İbrahim, Musa, İsa, Muhammed gibi… Bu da mazlumların dini oluyor. ‘Din afyondur’ sözü aslında tam anlamıyla yorumlanmıyor. Bu sözün geçtiği paragrafta, ‘Din var olan durumlara protesto, kalpsiz dünyanın kalbi, ruhsuz koşulların ruhu, mazlum insanların içli çığlığıdır ve halkların afyonudur. ‘ denir. Peygamberlerin dini de var olan durumlara karşı bir protesto olarak ortaya çıkıyor. Egemenlerin dini ise halkları uyuşturma ve bastırma rolü üstleniyor. Kuran-ı Kerim’e baktığında da böyle. Bir kralın dini var, bir de halkın dini var. Üstelik aslında İslamiyet bir din değil var olan dinleri dönüştürme yoludur. Bu nedenle hak yol deniyor. Yol din demektir zaten.

‘İslamcı kesim’ dendi mi özellikle Türkiye’de zengin kesim akla geliyor. Öyle ki gökdelenlerin boyu minareleri geçmişken Türkiye’deki din algısı tam olarak nasıl sizce?

Türkiye’de bir zenginlerin bir de fakirlerin dini var. Yani ‘Zenginlerin Allah’ı’ ile ‘Fakirlerin Allah’ı’ ayrı.. Zenginlerin Allah’ı onlara zenginliklerini yağdırarak imtihan ediyor. Türkiye’deki ateist çevreler de bunlara bakarak ‘Biz böyle dini de Allah’ı da kabul etmiyoruz’ diyor. Yani aslında Türkiye’de ateistlerin reddettiği Allah gerçek Allah değil. Üretilmiş, kurgulanmış, sahte bir Allah algısını reddediyorlar. Ben bir ateistin gerçek Allah’ı reddedeceğini zannetmiyorum. Çünkü gerçek Allah, o ateistin aradığı şey aslında.

Vicdan ve adalet duygusu mu gerçek olan?

Tabi.  Vicdanın, adalet duygusunun, yeryüzündeki çaresizlerin, ezilenlerin durumunu düzeltmek onların aradığı. Dinlerin evrensel amacı da yeryüzünde devletleri, ulusları, sınıfları, sınırları, sömürü ve savaşı kaldırmaktır. Ayrıca İslamiyet ateizme karşı değil; şirke karşı doğmuş. İslamiyet, bir barış teklifi olarak doğmuş aslında. İslam, ‘Yeryüzünde kan, savaş dursun, insanlar barış içerisinde yaşasın’ diyor. Bundan nasıl bir savaşçılık çıkartabilirsin ki. Ayrıca her din ilk doğduğunda böyle. Yani her dinin bir gerici bir de ilerici yorumu var. İdeolojilerde de öyle. Stalin’e bakarak Marksizmi değerlendiremeyeceğimiz gibi Muaviye’ye bakarak da İslamiyet’i eleştiremeyiz. Şu anda Türkiye’de İslam’ın en gerici, en pespaye yorumu iktidar olmuş durumda. Geniş bir kitle de buna bakarak ateist olmuş vaziyette. Ateizmin en hızlı yayıldığı 3 ülkeden biri Türkiye. Gerçek İslam’ın kaynaklarını görmeseydim ben de bu dini terk ederdim. 10 yıl aralıksız Kuran-ı Kerim üzerinde çalıştım. Kitapta bir yanlışlık yok, peygamberin hayatında da bir yanlışlık yok. Peygamberin vefatıyla İslam bitiyor aslında. Kerbela’da da doğduğu topraklara gömülüyor. Ondan sonrası cihangirlik, imparatorluk, taht kavgası, İslam’ı yayılma ve işgal aracı olarak kullanmadan ibaret.

Halifelik dönemi de dâhil mi buna?

Tabi, o dönem de eleştirilmeli. Bu işgal hareketi Ebubekir döneminde başlıyor zaten. ‘Orası, burası Müslüman olacak’ diye… Kılıç zoruyla İslam’ı yaymaya çalışmışlar.

Hani ‘Dinde zorlama yok’tu?

Peygamber döneminde yok. Peygamber’den sonra başlamış fetih adı altında işgaller.  Mantık şimdiki çağdaş dünya ile aynı. ABD’nin Irak’a özgürlük, demokrasi getirmesi gibi Müslümanlar da İran’a, Horasan’a vs. adalet getirmek için işgale gitmişler. Herkes bir yerlere gidip insanlığı kurtarmaya çalışıyor ya, öyle…

Bazı yazılarınızda ‘İslam’ın sosyalizmden değil kapitalizmden farkı sorgulanmalı’ diyorsunuz. Nedir farkı?

Kapitalizmin tanrısı para, tabusu sermayedir. Kuran-ı Kerim de diyor ki ‘Mülk Allah’ındır.’ Sadece bu söz bile kapitalizmin panzehiridir. Mülk, servet ve iktidar demek. Servet ve iktidar Allah’ındır.  Allah, görünmeyen bir güç. Allah’ı temsilcisi de yok ve bütün insanlar Allah’ın kulu. Bu durumda Mülk Allah’ındır demek tüm halkın, bütün insanların demek. Tüm iktidar ve servet kaynakları, üretim araçları, devlet, yetki, karar hepsi bütün halkındır demek aslında. İslam’ın da istediği budur.  Sınırsız,  sınıfsız, sömürüsüz, savaşsız bir dünya… Cennet dediğimiz şey de bu. Buna inanıyorsanız cennete ve ahirete inanmış oluyorsunuz.

Cennet bir hayal mi yani?

Yeryüzünde 6 milyar insan yaşıyor. Öyle bir cümle söyleyeceksin ki 6 milyar buna ‘Bu benim davam’ diyecek. Bu da ‘haksızlık, açlık, adaletsizlik olmasın, barış, özgürlük, eşitlik olsun’ bu değil mi herkesin hayali? Yeryüzü Allah’ındır, mülk Allah’ındır derken kastedilenler bunlardır.  Cennet dediğin de zaten böyle bir şey, yani şu an olmayan fakat gerçekleşmesi mümkün olan ütopya.

 

Sizin bu söylemlerinize ilişkin ‘Dini değiştiriyor’ eleştirileri var…

Asıl din değişmiş, biz doğrusunu söylüyoruz. Peygamberin dini şu an yaşanan din değildi ki. Peygamberin dininde hilafet, saltanat yok, babadan oğla geçme, cariyelik, zorla saçını örtme, namaz kılmayanı, inanmayanı, dinden döneni öldürme, fetih adı altında işgal gibi zorlamalar vs. yok ki…

‘Başını ört, saçın görünmesin İslamiyet bunu emrediyor’ bunlar gerçek değil mi?

Kuran-ı Kerim’de ‘Saç telin görünmesin’ diye bir ayet yok. Dışarı çıkarken örtünerek çıkın deniyor, yani hayvanlar gibi örtüsüz dolanmayın, üzerinize örtü alın deniyor. Bu ‘başını kapat’ demek değil. Başını kapatmak bir Arap geleneği. Araplar, sıcaktan ve çölün tozundan korunmak için kafasını da bezle sarıyordu.

Oruç tutmak, namaz kılmak bunlar da kapanmak gibi farz değil mi?

Eğer Kuran-ı Kerim’de bir şeyin cezası varsa o çok kuvvetli bir emirdir. 4 şeyin cezası var; öldürmeyeceksin, çalmayacaksın, iftira atmayacaksın ve zina yapmayacaksın. Bunlar kuvvetli emirler. Bir Müslüman bunlardan uzak durmalı. Bunlar zaten insan haklarıyla ilgili. Namaz kılmak, oruç tutmak, Hacca gitmek, kurban kesmek bunlara Kuran-ı Kerim ritüel (nüsuk) diyor. Bunlar yapılmadığında cezası olan şeyler değil. Yapmak zorunda değilsin. Kimseyi öldüremezsin, iftira atamazsın, çalamazsın, zina yapamaz, tacizde tecavüzde bulunamazsın. Ama geri kalanlar namaz, oruç, hacc, umre, kurban bunlar kişiseldir, sana kalmıştır. Fıkıh diliyle söylersek menduptur; yani yaparsan iyi, güzel, hoş karşılanan ama yapılmadığı takdirde cezası olmayan şeylerdir. Ayrıca kurban kesmek diye bir şey yok Kuran-ı Kerim’de. Bu da örf ve gelenek. Şaman kültüründen ve eski dinlerden gelen bir gelenek. Bana göre İslamiyet bunu ortadan kaldırmaya çalıştı. Kurban bayramı diye bir şey olmaz, o aslında garip gureba bayramıdır. Allah, kendisinin anılması için kan dökülmesini istemez. Ramazan ayı da açları, yoksulları gündemimize taşır. Yani şunu demek ister; siz geçmiş 11 ayda bunları unuttunuz ama biz size bunu israrla hatırlatacağız. Namaz, oruç, hacc bunların hepsinin sosyal anlamı vardır.

Yani ‘Nefsini terbiye etme’ durumu değil mi oruç?

Hayır, aç ve yoksullarla empati, onların yerine kendini koyma meselesi. Tamamen sosyal ve sınıfsal. Nefsi terbiye etmenin yolu İslam’da infak yani vermek; tezkiye olmak, arınmaktır. Oruç bir nevi açlık grevi aslında.  Açlık grevi bir şeye dikkat çekilmek yapılır. Ramazanda da açlık ve yoksulluğa dikkat çekiliyor. Hak din bunu göstermeye çalışıyor. Aç olmaktan maksat yeryüzündeki aç ve yoksulların yerine kendini koymaktır. İhtişamlı sofralar kurup doygunluk yaşamak değil. Halkımız bu ihtişamlı sofraları protesto etmek için 2011 yılından bu yana yeryüzü sofraları kuruyor. Ramazan’a asıl maneviyat, barış, esenlik, sadelik ve direniş ruhu bunlarla geliyor. Bu yılda devam edecek, ilki yine İstiklal caddesinde Galatasaray Lisesi’nin önünde.

Karşılıklı rızaya dayalı nikâh olmadan yaşanan ilişki de günümüzde birçok yerde zina olarak yorumlanıyor. Zinanın tam olarak karşılığı nedir?

Karşılıklı rıza olduktan sonra bu zina değildir. Taciz ve tecavüz zinadır. Tam karşılığı aslında karşılıklı rızaya dayalı ilişki değil, aldatmalar zinadır. Çünkü içinde yalan var. Karşılıklı rıza İslam’da esas olandır. Toplum imam nikâhı, devlet belediye nikâhı diyor. Fakat gönüllü birliktelik de nikâhtır. Ama devlet ve toplum gönüllü birliktelik değil, belediye ya da imam nikâhı istiyor. Toplum özgürlükçü değil; ama Allah çok daha özgürlükçü çünkü o sadece karşılıklı rıza istiyor. Nikahta dini şart rızadır, şahid ve ilan ise toplumsal şarttır.

Hizbullah tarafından öldürülen Konca Kuriş,  “Kur’an’ın mealini kadınlar yazsın. Çünkü şimdiye kadar hep erkekler, kendi anlayışlarına göre yazdı” demişti. Gerçekten de erkekler yorumladığı için mi bu kadar ‘yasak’ var?

Erkeklik – kadınlık zihindedir. Bugün ataerkil toplumu da kadınlar yetiştiriyor. Mesela bazı kadınlar ‘oğlum paşa olacak paşa’ diye çocuklarını büyütüyor. Çocuğu askerliğe özendirmek nedir? Sünnet olurken erkek çocuklarına kral elbiseleri giydiren kadınların kendisi… Sünnet olmak dini bir vecibe değil ki. Toplumda gelenek haline gelmiş. Dolayısıyla asıl erkeklik ve kadınlık zihindedir. Unutulmamalı ki ataerkil; kadınlarını döven, cariyeliğin hüküm sürdüğü koyu feodal bir toplumda doğmuş Kuran. Kadınlar ve erkekleri eşit hale getirme yönünde ayetler inmiş, cariyelik kaldırılmış, kadına mirastan pay verilmiş. Ama içinde doğduğu toplumun feodal, aşiretçi, kabile yapısı gereği bazı reformlar tamamlanamamış. Velhasıl bedeni kadın zihni ataerkil nice kadın, bedeni erkek zihni feminist nice erkek var.

Son olarak Kürt hareketinde ‘Demokratik İslam’a yöneliş var. Nedir bu ‘Demokratik İslam’?

2014 yılında Abdullah Öcalan’ın teklifiyle Demokratik İslam kongresi toplandı Diyarbakır’da. Biz de katıldık. Ben bu çalışmaları destekliyorum. Önemli olan bu çalışmalarda ne söylendiğidir. Demokratik İslam’da kastedilen; İslam’ın Medine Sözleşmesi’ne göre yeniden yorumlanması, demokratik, katılımcı, çoğulcu, kapitalist modernite karşıtı bir yorumunun yapılmasıdır. Böyle bir yoruma İslam dünyasında ihtiyaç vardır. Sadece Kürt hareketi değil, diğer tüm hareketler de bunu konuşmalı-tartışmalıdır. Çünkü Türkiye’de din sadece inanç değil, bir kültürdür. Birileri dini istismar ediyor diye dinden uzaklaşılmamalı, aksine doğru yorumu yapılmalı veya desteklenmelidir.

BAS Gazetesi

http://www.basnews.com/index.php/tr/interviews/352617

Article Tags:
· · · · · · · · ·
Article Categories:
Söyleşi · Yazılar

Leave a Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.