Malum, Kur’an’da cehennem sahneleri vardır.

 

“Derileri kavuran ateş”, “Etleri lime lime dökülmek” “İrin içmek”, “Yakıtı taş ve insanlar olan ateş” “Pislik yedirmek”, “Zakkum ağacından yemek” vb. korkunç azap tehditleriyle karşılaşırız bu sahnelerde.

Acaba bu sahneler kime yönelik?

Cehennem sahnelerinde neden bu denli öfke var?

Bu öfke kime?

Neden bu kadar kızıyor Allah?

Aşağıda Kur’an’da nuzül sırasına göre ilk 23 surede geçen 10 cehennem sahnesi okuyacaksınız. Bunlar arada atlama yapılmadan geldiği sıraya göre dizilmiş, aralardaki bağlantılar gösterilmeye çalışılmıştır.

Lütfen, herhangi bir önyargıya kapılmadan dikkatle okuyunuz. Yukarıdaki soruların cevabını, arada benim söylediklerimi dikkate almasanız bile bizzat cehennem sahnelerinin içeriğinden kendiniz bulabilirsiniz.

***

1-İlk sahne, ilk sure olan Alak suresinde;

“Hayır! Yaptıklarına son vermezse

Onu alnından tutup sürükleyeceğiz.

O yalancı ar damarı çatlamış alnından

O zaman çağırsın Nadiye’yesini

Biz de çağırıcağız Zebani’leri…”

(Alak; 15-18)

Bu ayetlerde kastedilen “O”, tefeci bezirganların o günkü elebaşlarından Ebu Cehil’di. “Nadiye” meclis, kurul demek, Mekke’nin mülk (mal ve iktidar) sahiplerinin toplandığı yer. “Zebani” ise intikam alan  muhafızlar demek…

***

2-İkinci sahne hemen sonraki Müddessir suresinde;

“Bana bırak doğarken yapayalnız olan o adamı

Zenginliğine zenginlik kattığım

Etrafında dolanıp duran oğullarıyla

Önüne alabildiğine geniş imkânlar serdiğim o adamı…

Hala gözü doymuyor; verdiğimden daha fazlasını istiyor.

Hayır! O ayetlerimizi inadına inkâr etti

Ben onu dimdik bir yokuşa süreceğim

Düşündü, ölçtü, tartı

Kahrolasıca nasıl da ölçüp biçti

Canı çıkasıca boyuna hesap yapıp durdu

Çevresine bakındı, kaşlarını çatıp surat astı

Sonra sırtını döndü ve küstahça böbürlendi;

“Bunlar eskilerin masallarından başka bir şey değil” dedi

“Bu bir insan sözü, başkası değil” diye diretti

Onu ateşe sokacağım

Ateşin ne olduğunu bilir misin?

O öyle bir ateş ki geride bir şey koymaz

Derileri yakıp kavurur…”

(Müddesir; 11-29)

Burada anlatılan “O” ise Mekke’nin tek ve eşşiz mülk sahibi diye bilinen Velid bin Muğire idi. Bu nedenle kendisine Velid bin Muğire el-Vahid deniyordu. Ona nazire yapılarak “O doğarken tek (vahid) yarattığım adamı…” deniliyor. Bu Velid, Kabe’nin yapımında “Haram para getirmeyeceksiniz” diyecek kadar dindardı. Kabe’nin Rabbi’ne inanırdı, tavaf eder, cünup olunca gusül abdesti alır ve salat ederdi (Kendince namazı vardı).

Fakat o mamona (paraya) tapan bir tüccar, tefeci bezirgandı. Yoksulları hor görürdü. Peygamberimizin yanına yoksul ve kör biri gelince surat asmış ve öte tarafa dönerek “Yoksul ve kör birisiyle aynı mecliste oturamam” diyerek çetesiyle kalkıp gitmişti. Peygamberimiz buna rağmen ona tebliğ için “Dur neden surat asıp kalkıyorsun, otur, konuşalım” deyince gelen ayetlerde “Bırak, o umutsuz vak’a” dercesine uyarılmıştı. “Abese” (surat astı) suresi bunun için inmişti. İşte o Velid için burada da aynı kelime kullanılıyor: “Sonra surat astı ve bakındı” (summe abese ve besera)…

“Düşündü, ölçtü, tartı, nasıl da ölçüp biçti, boyuna hesap yapıp durdu, bakındı, kaşlarını çatıp surat astı, sonra sırtını döndü…” ifadeleri bize tefeci bezirgân karakterini resmeder. Bunları genellikle tüccarlar yapar. Peygamberimizin söylediklerini ölçüp biçiyor, “Bundan zarar mı ederim, kâr mı?” diye hesaplar yapıyor. Sonunda bu işten zarar edeceğini, mülkünün paylaşılacağını anlayınca basıyor yaftayı: “Bu eskilerin masalından başka bir şey değil…”

 

Ardından öfke patlıyor: “Onu ateşe sokacağım. Ateşin ne olduğunu bilir misin?

O öyle bir ateş ki geride bir şey koymaz. Derileri yakıp kavurur…”

Surenin sonuna doğru ise şu sahne var: “Sizi ateşe sokan nedir? diye sorulunca şöyle diyecekler; Biz salat etmezdik (yani) yoksulu doyurmazdık. Günahkarlarla günaha dalardık (yani) hesap gününe inanmazdık. Gerçeğin ta kendisi olan ölüm gelinceye kadar hep böyleydik…” (Müddesir; 43-47).

Burada da salat (namaz) kılmalarının onları yoksula götürmediği, hesap gününe inanmalarının da günaha dalmayı engellemediği anlatılmak istenir. Çünkü Maun suresine göre bunlar namaz kılmaktaydılar fakat bu içinde yoksul ve yetim derdi olmayan bir namazdı. Onun için de boşunaydı, ritüelistik bir din gösterisiydi. Ahiret inançları da boşunaydı çünkü günaha dalmaktan çekinmiyorlardı. “İnandıktan sonra bir şey olmaz” diyorlardı ve “Büyükler (azizler, ulu kişiler, önceki salih zatlar, onların heykelleşmiş putları) şefaat eder” diye düşünüyorlardı. Bunun için günaha dalmakta hiç bir beis görmemekteydiler…

***

3-Üçüncü cehennem sahnesi de Leheb suresinde gelir:

“Kahrolsun Ebu Leheb İktidarı, kahrolsun!

Malı ve kazancı (zenginliği) onu kurtaramayacak!

O alev alev yanan ateşe atılacak!

Karısı da odun taşıyacak

Boynundan bağlanmış bir iple” (dişi köpek gibi)

(Leheb;1-5)

Öfkeyi görüyorsunuz değil mi?

Bunlar Kur’an’ın ilk surelerindeki cehennem sahneleri…

Önce Ebu Cehil’e, sonra Velid bin Muğire’ye, şimdi de Ebu Leheb’e…

Hepsinde de zenginlik (mal, iktidar, mülk) ile beraber yoksul ve yetim vurgusu var. Birinciler ikincilere bigane kaldıkları için cehennem ile tehdit ediliyor. Kim, kime karşı savunuluyor, kim ne ile tehdit ediliyor, düşüne düşüne (tertil ile) okuyunuz…

***

4- Dördüncü sahnede cehenneme kimin gireceğinin yanında cennet de müjdeleniyor. Yine aynı tema;

“Kim sakınır, malından harcar

Güzel olanı (vermeyi) tasdik ederse

Biz ona cenneti kolaylaştıracağız.

Kim de cimrilik eder ve zenginliğini kendine yeterli görürse (istiğna)

Ve güzel olana yalan derse

Ona da zor olanı (cehennemi) kolaylaştıracağız.

Mezara yuvarlandığı zaman malı onu kurtaramayacak.

Bize düşen doğru yolu göstermek,

Dünya ve ahiretin bize ait olduğunu haber vermekten ibarettir

Sizi kaynayıp köpürene karşı uyarıyorum

Ona ancak günaha batmış azgın (şaki) girecek

Yalan diyen, burun kıvıran o azgın…

Ondan ancak şunlar kurtulacak; sakınan,

Arınıp temizlenmek için malından veren,

Hiç kimseden bir beklentisi olmadan

Sırf Yüce Rabbi’ne özlem duyarak veren…”

(Leyl; 5-20)

Kime cehennem, kime cennet vaadediliyor görüyorsunuz değil mi?

Lütfen tekrar tekrar okuyun. İnanamıyorsanız başka meallere de bakın. (Ki birisi bana şöyle dedi; “İnanılır gibi değil; başka meallere de bakmam lazım!).

***

5- Ve beşince sahne: (Atlamıyorum, nuzül sırasına göre sırayla cehennem sahnelerini getiriyorum önünüze).

“Hayır! Bilakis öksüze vermiyorsunuz

Birbirinizi yoksulu doyurmaya teşvik etmiyorsunuz.

Her şeye açgözlülükle saldırıyorsunuz.

Mala mülke gözünüz doymuyor; yığdıkça seviyorsunuz…

Hayır! Yeryüzü peş peşe sarsılıp paramparça olduğu zaman,

Rabbin ve güçleri bütün görkemiyle geldiği zaman,

İşte o gün cehennem orta yere konacak.

İnsan anlayacak her şeyi ama iş işten geçmiş olacak.

Diyecek ki “Keşke ömrümü boşa harcamasaydım.”

Artık o gün Allah’ın ettiği azabı kimse edemez.

O’nun kıskıvrak bağladığı gibi kimse bağlayamaz…

Ama ey vicdanı rahat olan kişi, sen!

Sen dön Rabbine, sen O’ndan, O senden razı olarak.

Gir kullarımın içine.

Gir cennetime!”

(Fecr; 17-30)

Cehennemin ve cennetin yolunun öksüz ve yoksullardan geçtiği, bunlarla arası iyi olanın vicdanen müsterih olabileceği, aksi halde yaman bir hesabın ve korkunç bir azabın bizi beklediği bundan daha iyi nasıl anlatılır? Peygamberimiz boşuna dememiş; “Öksüzün ağlamasından arş titrer.”

 

***

 

6- Altıncı sahne İncil’de Hz. İsa’nın “İki efendiye birden kulluk edemezsiniz, ya Allah’a ya Mamona (para/mal hırsı) tapacaksınız” dediği çelişik durumun Allah’a karşı nankörlük olduğu dile getiriliyor ve “mezar” hatırlatılıyor.

“İnsanoğlu Rabbi’ne karşı nankördür.

Ele geçirme/mal hırsı gözünü bürümüştür.

Bilmez mi ki mezarlar deşildiği zaman

Göğüsler açıldığı zaman

İşte o gün her hallerinden

Haberdar olduğunu Rableri onlara gösterecektir.”

(Adiyat; 7-11)

Aynı uyarı hemen sonraki Tekâsür suresinde de “o gün her nimetten tek tek hesap sorulacağı” ilavesiyle yinelenir.

***

7- Yedinci cehennem sahnesi ise Kabe çetesi elebaşlarından tefeci bezirgan Umeyye bin Halef hakkındadır. Bu kısa ayetlerden oluşan fragmana “Humeze” suresi denilmiştir.

“Kaş göz işaretleri yaparak alay edenin vay haline!

Vay haline o boyuna mal istif ederek sayıp durana!

Sanır ki malı kendisini ebedileştirecek

Hayır! O yalayıp yutan bir vakuma atılacak

Bilir misin nedir yalayıp yutan vakum?

Allah’ın cayır cayır yanan ateşidir

Öyle ki alevleri yürekleri dağlayacak

Cehennem üzerlerine kilitlenecek

Yüksek kapılar üzerlerine kapanacak.”

(Humeze; 1-9)

Sure bütünlüğünden de anlaşılacağı gibi burada alay etmek, kaş göz işareti yapmak, malına mülküne güvenerek yoksullarla, zayıflarla, çaresizlerle yapılan alay oluyor. Mal biriktirmekten ve bunu dönüp dönüp tekrar saymaktan (ellezî cemea mâlen ve addedehu) yani altın ve gümüş “şıngırtısı” veya para “hışırtısı”ndan tapınırcasına zevk alan zavallı ve fakat küstah zenginin alaycı kibri resmediliyor.

***

8- Sekizinci cehennem sahnesi, öyle bir şeyin (cehennemin) olacağına inanmayan, böyle bolluk ve refah içinde, zevk-u sefa sürerek ebediyen yaşayacaklarını sanan küstah zengin kodamanları tokat gibi çarpmakta;

“Kaçacağınız, sığınacağınız bir yer yok  

Alev alev yanan çalı çırpı gibi,

Her yana kıvılcımlar saçılacak,

Nar gibi kıpkırmızı kesilecek (cehennem).

O gün yalan diyenlerin vay haline!

İşte o gün dilleri tutulacak,

Özür dilemelerine bile izin verilmeyecek,

O gün yalan diyenlerin vay haline!

İşte bu sizi ve öncekileri toplayacağımız ayırma günüdür,

Varsa bir son hamleniz, haydi gösterin de beni atlatın,

Patlayıncaya kadar yiyin; sefa sürün biraz, siz günaha batmışlar!

O gün yalan diyenlerin vay haline!”

(Mürselât; 31-40, 40-47)

***

9- Dokuzuncu cehennem sahnesinde, Kalem suresinde Bahçe sahipleri kıssasından hemen önce vasıfları hayra/vermeye engel olan (mennâin lil’l-hayr), saldırgan/zorba (mu’tedin) olarak betimlenen tefeci bezirgan Velid bin Muğire tekrar ve fakat bu kez yaptığının Allah’a şirk koşmak olduğu söylenerek cehennemle tehdit edilir. Oradaki tabirin aynısı (hayra/vermeye engel olan) burada da kullanılır. (“Hayr” kelimesi Türkçe’de de kullanılır ve “öteki” için bir şey yapmayı/vermeyi ifade eder; “Hayrını gör”, “Hayırsız evlat”, “Hayırda yarışmak”, “Hayır işleri”, “Kendine hayrı yok” vb.)



“Allah ‘Atın, atın cehenneme her inatçı nankörü,

Hayra/vermeye engel olan, şüphe yayan saldırgan zorbaları,

Öyle ki (böyle yapmakla) Allah ile beraber

Başka bir tanrı edinmiş olanları

Atın şiddetli azap içine!’ der.

Arkadaşı ‘Ey Rabbimiz onu azdıran ben değildim,

Fakat o sapıklığa düştü” der.

Allah ‘Huzurumda çekişmeyin

Ben, size önceden uyarı göndermiştim

Benim katımda söz değiştirilmez

Ben kullara zulmedici değilim’ der.

O gün cehenneme ‘Doldun mu?’ deriz.

O da ‘Daha var mı?’ der.”

(Kâf; 24-30)

***

10- Bir kaç sure sonraki Hakka suresindeki bölüm de, “Malım beni kurtaramadı” (ma ağna anhu malihi) diyerek Leheb suresindeki Ebu Leheb’e, “Yoksulu doyurmaya teşvik etmiyordu” (ve layehuzzu ala ta’ami’l-miskîn) diyerek de Maun suresindeki salat (namaz) kıldığı söylenen Ebu Cehil’e göndermede bulunur. Dahası bunları Allah’a inanmamakla eş tutar. Böylelerini iğrenç yiyeceklerden başka bir şeyin olmadığı cehennem ile tehdit eder;

“Sicili bozuk çıkana gelince;

‘Eyvah, ben bittim,

Keşke sicilimi hiç görmeseydim,

Hesabımın ne olduğunu öğrenmeseydim,

Ne olurdu o ölümle iş bitseydi,

Malım beni kurtaramadı,

Saltanatım yer ile yeksan oldu,

Mahvoldum ben’ diyecek.

Ve bir ses; “Tutun onu, bağlayın, atın cehenneme

Sıkı sıkıya zincirleyin, atın gitsin” diyecek.

Çünkü o yüce Allah’a inanmıyordu,

Yoksulu doyurmaya teşvik etmiyordu.

Bugün de burada ona sahip çıkacak kimse olmayacak.

İğrenç yiyeceklerden başka bir şey de verilmeyecek

Ki onu günahkârlardan başka kimse yemez.”

(Hakka; 25-37)

Hz. Peygamber’in şu sözü de yukarıda geçen “Yoksulu doyurmaya teşvik etmiyordu. Bugün de burada ona sahip çıkan kimse olmayacak” ayetinin ne olduğunu tefsir eder;  “Ey Âişe! Yoksullara sahip çık ve onları meclisine yaklaştır, tâ ki Kıyâmet günü Allah da sana sahip çıksın.” (Tirmizî, Zühd (2353).

***

İşte bunlar Kur’an’ın ilk 23 suresindeki cehennem sahneleridir.

Nuzül seyrini izlediğimizde aşağı yukarı böyle devam ediyor.

İlk 23 surede (Necm suresine kadar) böyle putların ismi hiç anılmadan, sürekli yoksulu doyurma, yetimi kayırma çağrıları yapılarak büyük mülk (mal ve iktidar) sahiplerine yönelik cehennem tehditleri var.

Medine döneminde ise aynı tehditler infak kaçkını münafıklara yöneliyor.

***

Yukarıdaki bölümlere baktığımızda hepsinin de Mekke’nin zengin tefeci bezirgan mülk (mal ve iktidar) sahiplerine yönelik olduğunu görüyoruz.

Kanımca böylesi cehennem sahneleri mal ve iktidar sahiplerine yönelik “sokağın öfkesini” yansıtmaktadır.

Bu öfke ezilenlerin, zulme uğrayanların, çaresizlerin, açların, yoksulların, öksüzlerin, diri diri gömülen çocukların, boyunduruk altında inleyenlerin, kendisi de bir öksüz olan peygamberimizin yüreğinden patlayan öfkesidir. Öyle görünüyor ki Allah bu yüreği evrensel mesajı için merkez seçmiştir.

Kimsesizlere, çaresizlere, zayıf bırakılmışlara ellerindeki mülke güvenerek ve yaslanarak zulmedenlere, onlara cehennem hayatı yaşatanlara, ilahî öfke, buradan dile gelip konuşuyor.

Korkunç cehennem sahneleri işte bu öfkeyi yansıtıyor. Bunu görmemek veya yuvarlayıp başka şeyler için tehdit yapılıyormuş havası vermek hem ayetlerin lafzına hem de ruhuna aykırıdır. Bu, Kur’an’ın sinirlerini almak demektir.

Şiddetli cehennem tasviri varsa bilin ki şiddetli bir zulüm, baskı, zorbalık, aç bırakma, yoksullaştırma, öksüzleştirme yani birilerinin hayatını cehenneme çevirme vardır. “İnkar etmek, şirk koşmak, Allah’a savaş açmak” vs. hep bunlarla ilgilidir. Yoksa kuru kuruya bir inanç (teoloji) tartışması yapılıyor değildir. Dava inandın-inanmadın davası yani “iman kurtarma” davası değildir. Bilakis bahçe sahiplerinin mülklerini kurtarma davasıdır! İnanıp inanmamak bununla ilgilidir.

Lütfen cehennem sahnelerini bir de bu gözle okuyun.

Baktığınız yeri değiştirin.

Çok şeyin değiştiğini göreceksiniz.

Sanki başka bir Kur’an okuyor gibi olacaksınız.

recepihsan@gmail.com

http://ihsaneliacik.net

http://ihsaneliacik.wordpress.com