23 Kasım 2009 Pazartesi

DÖRT KİTABIN MANASI

“Dört kitabın manası bellidir bir Elif’te” demiş Yunus Emre…

Ne güzel, ne derin bir söz.

Dört kitabın manası “bir”, hepsinin özü bir…

Yeryüzündeki “ilahî bildiriler” bunlar; döner dolaşır aynı şeyi anlatırlar.

Onun için “Tevrat ehli” yanlarındaki ile amel etsin, “İncil ehli” içinde yazanlara uysun, “Furkan ehli” gereğini yerine getirsin der Kur’an…(Maide; 66, 68).
Bu ne demek?

Yani: “Tevratçılık, İncilcilik, Kur’ancılık yapmayı bırakın. Hepsi de tek bir şeyi söylüyor. Ezilenlerin, mazlumların, yoksulların, öksüzlerin feryadı var içinde. Onların sesine kulak verin. Yahudicilik, Hristıyancılık, Müslümancılık; yani dincilik yapmayı bırakın. Böyle yapmakla sesinizi yükseklere duyuramazsınız. Ey yeryüzünün dindarları! “Bir milyar insan hangi suçundan dolayı aç?” bunu sorun ve harekete geçin. Budur sizden asıl istediğim.” demek…

Kur’an el-Kitap tabiriyle Allah indindeki ilmi ve vurgulanan ana temayı kasteder. El-Kitap, yeryüzünün tozuna toprağına bulanınca Tevrat, Zebur, İncil, Kur’an olur… Ete kemiğe bürününce İbrahim, Musa, Davut, İsa, Muhammed olur…

Eğer siz, bu kitaplardan, yeryüzünün tozunu toprağını, insanda ete kemiğe bürünüşünü çıkarsanız “sinir sistemini” almış olursunuz. Çünkü yeryüzünün toprağı olaylar, savaşlar, devrimler, karşı-devrimler, imparatorluklar, ekonomi-politikler, halklar, düzenler, sınıflar vs. demektir. İnsanda ete kemiğe bürünüşü de insanoğlunun arayışı, dramı, acısı, umudu, feryadı, korkusu, hırsı, hüznü, sevici vs. demektir.

Bunlar kitapların sinir uçlarıdır. Bunları alırsanız kitabın sinirleri gitmiş olur. Nasıl ki insanın sinir sistemi yok edilince duyguları, tepkileri, öfkeleri, sevinçleri de yok edilmiş olur, geriye et ve kemik yığını kalır, aynen öyle bu kitapların da sinirlerini yani hayata, dünyaya, mala, mülke, ekonomi-politiğe dair söylediklerini yok eder veya tevil ederek yuvarlar, anlaşılmaz, bir şey söylemez, suya sabuna dokunmaz hale getirirseniz sinirlerini almış, tepkisiz, duyarsız, öfkesiz hale getirmiş olursunuz. O zaman kitap gerçek hayat kitabı olmaktan çıkar ve bir tapınak kitabına dönüşerek ölü metin haline gelir ki dört kitabın da başına gelen bundan başkası değildir.

Tevhid ve şirk bunlarla ilgilidir. Sinirler alınınca, geriye içi boş bir teoloji ve din tartışması kalır. Mesele Allah’ın varlığını veya yokluğunu ispat meselesi değildir. “Allah” yeryüzünde neyin ifadesi, arayışı, öfkesi ve sevinci olarak ele alınıyor onu görebilmektir…

***
Aşağıda dört kitaptan (Tevrat, Zebur, İncil, Kur’an) derlediğim metinleri okuduğunuzda el-Kitab’ın sinir sisteminin ne olduğunu göreceksiniz. Neyi istiyor, neyi arıyor, neye öfkeleniyor, neye seviniyor hepsini çığlık çığlığa okuyacaksınız…

Tevrat ve İncil’i tasdik edici olarak inen Kur’an, bu çığlığın Arap dil, tarih ve coğrafya evrenindeki, daha geniş bir bakışla Mezopotamya-Akdeniz havzasındaki yeniden dile gelişi…

Bu çığlık veya yeniden dile geliş özde bir ve aynı olan mesajı sürdürmek, sinir sistemlerini çalışır hale getirmek, onu yeniden canlandırmak değil mi? Bizim şu an yaptığımız yeniden yorumlamalar bundan başka bir şey mi?
Sadece Tevrat ve İncil değil; yeryüzünde bu sesi yükselten ne kadar metin varsa, bildiri, şiir, söz varsa hepsini tasdik edici olarak sürdüren Kur’an’dan bahsediyoruz.

Çünkü Kur’an mazlumların ve ezilenlerin şu gök kubbe altındaki son dinsel çığlığıdır. Yeryüzünün dindarları bunu bırakıp neden dincilik yaparlar? ‘Benim kitabım senin kitabını, benim dinim senin dinini döver’ kavgasının ne manası var?

Ebu Hanife, kesin tesbit edilmesi halinde Tevrat ve İncil’den kimi ayetlerin namazda okunabileceği görüşündeydi. ‘Çünkü’ demişti ‘Onlar da Allah’ın sözleridir.’ Kur’an onlarla çelişmez.

Kanımca kastettiği ayetler aşağıdakiler ve benzerleri olmalı.

Bu temel mesajların, Allah’ı, kitabı ve dini kendi tekeline almalarla, “seçilmiş ırk” veya “kefareten vekalet” gibi tuhaf teolojilerle üzerinin örtüldüğünü, sinirlerini alındığını, ana caddeden yan yollara kayıldığını görüyoruz. Oysa ana yol hepsinde de birdi.

Okuyun bakalım, size de tanıdık gelecek mi?

“Dört kitabın” manasının ve bir ve aynı olduğunu kendi gözlerinizle görün.

***

“Kalk, ya Rab, kaldır elini, ey Tanrı!
Mazlumları unutma!
Neden kötü insan seni hor görsün
İçinden “Tanrı hesap sormaz” desin?
Oysa sen sıkıntı ve acı çekenleri görürsün
Yardım etmek için onları izlersin
Çaresizler sana dayanır
Öksüzün yardımcısı sensin
Kötünün, haksızın kolunu kır
Sormadık hesap kalmasın yaptığı kötülükten
Mazlumların dileğini duyarsın ya Rab!
Yüreklendirirsin onları
Kulağın hep üzerlerinde
Öksüze, düşküne hep hakkını vermek için
Bir daha dehşet saçmasın ölümlü insan…”

(Zebur: 10. Mezmur;12-18).

***

“Korkma biri zenginleşirse
Evinin görkemi artarsa
Çünkü ölünce hiçbir şey götüremez
Görkemi onunla mezara gitmez
Yaşarken kendini mutlu saysa bile
Başarılı olunca övülse bile
Atalarının kuşağına katılacak
Onlar ki asla ışık yüzü görmeyecekler
Bütün gösterişine karşın anlayışsızdır insan
Ölüp giden hayvanlar gibi…”

(Zebur: 49. Mezmur; 16-20).

***

“Yoksullardan adaleti esirgemek,
Halkımın düşkünlerinin hakkını elinden almak,
Dulları avlamak,
Öksüzlerin malını yağmalamak için
Haksız karalar alanların,
Adil olmayan yasalar çıkaranların
Vay haline!
Yargı günü uzaklardan
Başınıza felaket geldiğinde ne yapacaksanız?
Yardım için kime koşacaksanız?
Servetinizi nereye saklayacaksanız?”

(Tevrat; Yeşeya; 10/1-3)

***
“Rab diyor ki:
Toprak yığıp yol yapın
Halkımın yolundaki engelleri kaldırın
Yüce ve görkemli olan
Adı kutsal olan diyor ki:
Yüksek ve kutsal yerde yaşadığım halde
Alçakgönüllülerle, ezilenlerle birlikteyim
Yüreklerini sevindirmek için
Ezilenlerin yanındayım…”

(Tevrat; Yeşaya; 57/14-15

***

“Diyorlar ki oruç tuttuğumuzu niye görmüyor
İsteklerimizi denetlediğimizi neden fark etmiyorsun?
Bakın, oruç tuttuğunuz gün
Keyfinize bakıyor, işçilerinizi eziyorsunuz.
Orucunuz kavgayla, çekişmeyle
Şiddetli yumruklaşmayla bitiyor.
Bugünkü gibi oruç tutmakla
Sesinizi yükseklere duyuramazsınız.
İstediğim oruç bu mu sanıyorsunuz?
İnsanın isteklerini denetlediği gün böyle mi olmalı?
Kamış gibi baş eğip çul ve kül üzerine mi oturmalı?
Siz buna mı oruç,
Rabb’i hoşnut eden gün diyorsunuz?
Benim istediğim oruç;
Haksız yere zincire, boyunduruğa vurulanları salıvermek
Ezilenleri özgürlüğe kavuşturmak
Her türlü boyunduruğu kırmak değil mi?
Yiyeceğinizi açla paylaşmak değil mi?
Barınaksız yoksulları evinize alır
Çıplak gördüğünüzü giydirir
Yakınlarınızı gözetirseniz
Işığınız tan yeri gibi ağıracak
Çabucak şifa bulacaksınız
Doğruluğunuz önünüzden gidecek
Rabb’in yüceliği artçınız olacak
O zaman yardım çağrılarınızı Rab cevaplayacak
Feryat ettiğinizde “İşte buradayım” diyecek
Eğer boyunduruğa, başkalarını suçlamaya,
Kötü konuşmalara son verirseniz,
Açlar uğruna kendinizi feda eder,
Yoksulların ihtiyaçlarını karşılarsanız,
Işığınız karanlıkta parlayacak,
Karanlığınız öğlen gibi olacak!
Rabb her zaman size yol gösterecek,
Kurak topraklarda sizi doyurup güçlendirecek.
İyi sulanmış bahçe gibi,
Tükenmez su kaynağı gibi olacaksınız.
O zaman Rab’den zevk alacaksanız.
Halkınız eski yıkıntıları onaracak,
Geçmiş kuşakların temelleri üzerine
Yeni yapılar dikeceksiniz.
“Duvardaki gedikleri onaran,
sokakları oturulacak hale getiren” denecek sizlere
Bunu söyleyen Rab’dir.”

(Tevrat: Yeşaya; 58/3-14)

***

“Ey Sodom yöneticileri!
Rab’in söylediklerini dinleyin
Ey Gomora halkı!
Tanrımız’ın yasasına kulak verin
Kurbanlarınızın sayısı çokmuş
“Bana ne” diyor Rab
Yakmalık koç sunularına
Besili hayvanların yağına doydum.
Boğa, kuzu, teke kanı değil istediğim
Huzuruma geldiğinizde
Avlularımı çiğnemenizi mi istedim sizden?
Anlamsız sunular getirmeyin artık
Buhurdan iğreniyorum
Kötülük dolu törenlere
Yeni Ay, Şabat Günü kutlamalarına
Ve düzenlediğiniz toplantılara dayanamıyorum
Yeni Ay törenlerinizden
Bayramlarınızdan nefret ediyorum
Bunlar bana yük oldu.
Ellerinizi açıp bana yakardığınızda
Gözlerimi sizden kaçıracağım
Ne kadar dua ederseniz edin dinlemeyeceğim.
Elleriniz kan dolu
Yıkanıp temizlenin
Kötülük yaptığınızı gözüm görmesin.
Kötülük etmekten vazgeçin.
İyilik etmeyi öğrenin.
Adaleti gözetin.
Zorbayı yola getirin.
Öksüzün hakkını verin.
Dul kadını savunun…
Bunu söyleyen Rab’dir…”

(Tevrat; Yeşaya; 1/10-20)

***

“Yeryüzünde kendinize hazineler biriktirmeyin
Burada güve ve pas onları yeyip bitirir
Hırsızlar da girip çalar
Bunun yerine kendinize gökte hazineler biriktirin
Orada ne güve ne pas onları yeyip bitirir
Ne de hırsızlar girip çalar
Hazineniz neredeyse
Yüreğiniz de orada olacaktır…
Hiç kimse iki efendiye kulluk edemez
Ya birinden nefret edip öbürünü sever
Ya da birine bağlanıp öbürünü hor görür
Siz hem Tanrı’ya
Hem de paraya (mamon) kulluk edemezsiniz!
Size şunu söylüyorum:
‘Ne yeyip içeceğiz’ diye canınız için,
‘Ne giyeceğiz’ diye bedeniniz için kaygılanmayın.
Can yiyecekten beden de giyecekten önemli değil mi?
Gökte uçan kuşlara bakın!
Ne eker, ne biçer
Ne de ambarlara yiyecek biriktirirler.
Tanrı yine de onları doyurur
Siz onlardan çok daha değerli değil misiniz?
Hangi biriniz kaygılanmakla
Ömrünü bir dakika uzatabilir?
Giyecek konusunda neden kaygılanıyorsunuz?
Kır zambaklarının nasıl büyüdüğüne bakın!
Ne çalışırlar, ne de ipek eğirirler
Size şunu söylüyorum:
Bütün görkemine karşın
Süleyman bile bunlardan birisi gibi giyinmiş değildi
Öyleyse yarın için kaygılanmayın
Yarının kaygısı yarının olsun
Her günün derdi kendine yeter!”

(İncil; Matta; 6/19-34, Luka; 12/12-36).

***

“Zenginlerden birisi İsa’ya sordu:
‘Sonsuz yaşama kavuşmak için
Nasıl bir iyilik yapmalıyım?’
İsa dedi: ‘İyi olan yalnızca birisi var
Sonsuz yaşama kavuşmak istiyorsan
O’nun buyruklarını yerine getir.’
‘Hangi buyrukları’ dedi adam.
Dedi ki: ‘Adam öldürmeyeceksin!
Zina etmeyeceksin!
Çalmayacaksın!
Yalan yere tanıklık etmeyeceksin!
Annene babana saygı göstereceksin!
Komşunu kendin gibi seveceksin!’
Zengin ‘Bunları gençliğimden beri yapıyorum’ dedi.
Dedi ki: ‘Git, üzerindeki malları sat,
parasını yoksullara ver.
Böylece göklerde hazinen olur
Sonra gel beni izle.’
Adam hızla oradan uzaklaştı…”

(İncil; Matta: 10/17-31, Luka: 18/18-30)

***

“İsa Yaruşalim’e gitti.
Tapınağın havlusunda sığır,
Koyun ve güvercin satanları,
Ve para bozduranları gördü.
Hepsini tapınaktan kovaladı.
Para bozanların paraları döküp
Masalarını devirdi.
Şöyle bağırıyordu:
Tanrı evini haydut inine çevirdiniz
Pazar yeri yaptınız. Yıkın şu tapınağı!
Üç günde yeniden yapacağım…”

(Matta; 21/12-13, Markos; 11/15-17, Luka; 19-45-46).

***

“Bilir misin, nedir zor olan?
Boyunduruk altındakileri salıvermek…
Zor zamanda vermek…
Öksüzün başını okşamak…
Düşmüşün elinden tutmak…
İman etmek…
Göçlüklere göğüs gerip acıları paylaşmak;
Sevgi ve merhamet yumağı olmak…”

(Kur’an; Beled; 9-18).

***

“İyilik, yüzlerinizi doğuya veya
batıya çevirmeniz değildir.
Asıl iyilik Allah’a, ahiret gününe,
Meleklere, Kitaba ve peygamberlere inanmanız,
O çok sevdiğiniz mallarınızdan,
Yakınlar, öksüzler, ihtiyaç sahipleri,
Yolu kesilmişler, düşürülmüşler,
Boyunduruk altındakiler için vermeniz,
Cân-ı gönülden namaz kılmanız,
İhtiyaçtan fazla olanı vermeniz,
Sözünüzün eri olmanız,
Güçlüklere göğüs germenizdir.
İşte bunlardır sözü namus bilenler!
İşte bunlardır Allah bilinciyle yaşayanlar!”

(Kur’an; Bakara; 177).

***

“Bir zenginlik yarışıdır
Oyalanıp duruyorsunuz.
Mezarlarınıza girinceye kadar
Süren bir oyun ve oynaş…
Fakat hayır! Yakında bileceksiniz.
Fazla uzak değil; çok yakında bileceksiniz.
Evet, daha derinden bakabilseydiniz,
Bir ateş çemberine doğru
Yuvarlanmakta olduğunuzu görürdünüz.
Kendi gözlerinizle onu apaçık göreceksiniz.
O gün her nimetten
Tek tek sorgulanacaksanız…”

(Kur’an: Tekâsür; 1-8)

***

“Yalancı (sahte) din nedir
Haber vereyim mi (gördün mü?)
Öksüzü hor görür
Yoksulun halinden anlamaz
(Üstelik namaz kılar ki)
O namaz kılanların vay haline!
O kuru kuruya yatıp kalkanların vay haline!
Çünkü gösteriş yapıyorlar,
En küçük yardıma bile yanaşmıyorlar.”

(Kur’an; Maun; 1-7)

***

“Firavun yeryüzünde büyüklük taslamış
Ve halkını sınıflara ayırmıştı.
Onlardan bir grubu ezmek istiyordu.
Oğullarına kurbanlık muamelesi yapıyor,
Kadınlarını hayâsızlığa zorluyor,
Sürekli terör estiriyordu.
Biz ise
Yeryüzünde ezilenlere lütufta bulunmak,
Onları önderler yapmak,
Ve Firavun’un yerine geçirmek istiyorduk. Onları yeryüzünde işbaşına getirmek suretiyle
Firavun, Haman ve ordularına
Korktuklarının başlarına geleceğini
Gösterelim istiyorduk…”

(Kur’an; Kasas; 4-6)

***

Yunus ne güzel söylemiş: “Dört kitabın manası bellidir bir Elif’te…

Sadece dört kitabın mı?

Bütün suhufların, ilahi bildirilerin, metinlerin manası bellidir bir Elif’te…

Ey yeryüzünün dindarları!

Kitabın anasıdır bunlar, yan yollardan çıkın, ana yola dönün!

İster Rahman deyin, İster Allah…

İster El deyin, ister Enlil…

İster Yehova deyin, ister Ahura-Mazda…

İster Tao deyin, ister Tengri…

İster Zeus deyin, ister Krişna…

İster Ha diye yazın ister Sad

İster Vav diye kıvırın ister Nun

Hepsinde Elif var.

Bize seslenen evrenin ruhu birdir.

Yerlerin ve göklerin nuru birdir.

Bize çokluk görünen vahdet birdir.

Bütün güzel isimler (Esma’ul-Hüsna) O’nundur.

İyiye, güzele, doğruya dair ne varsa O’ndandır.

Adalete ve merhamete dair bütün sesler O’ndandır.

Öksüzün, yoksulun, ezilenin, mazlumun çığlığıdır O.

Zebur olur, Tevrat olur, İncil olur, Kur’an olur.

Dört bin kitaptan da gelse tanırsınız O’nu.

Ummu’l-Kitap (Kitabın anası) birdir.

Her öksüze “Yavrum!” diye seslenir.

18 yorum:

  1. muhamed bahadır23 Kasım 2009 20:42

    işte açılım bu.. daha başka açılıma gerek yok.. hepsini kapsıyor.. allah razı olsun..

    YanıtlaSil
  2. Güzel bir yazı. Aslında tüm dejenere olmuş ( insan eli ve aklıyla )dinlerin esas konusu insanı insana / tabiata / eşyaya kul köle olmaktan kurtarıp tek olan , tek yaradıcı Allah'a kul ( ibadet etmeye ) olmaya çağırmaktadır. Ve hiç şüphesiz bu çağrının içinde İhsan beyin sıkça vurguladığı ,üzerinde durduğu mülk meseleside vardır. Şöyleki , sermaye / toprak tekelleşirse ( yoksula , yetime ,miskine ,ihtiyaç sahibine dağıtılmayarak)kula kulluk kaçınılmaz olur diğer bir ifadeyle firavunlaşma ,tağutlaşmanın baş göstermesi kaçınılmaz olur ve dolaysıyla tevhid akidesi bozularak yerini; insanı ezen, dişlileri arasında suyunu çıkaran tağuti ,şirk düzenlerine bırakır.
    Saygılarımla

    YanıtlaSil
  3. Kuranı temiz akılla okumak bu olsa gerek..Yalnız değilsiniz İhsn Bey yılardır okuduğumuz ümmü-l kitap, temiz yani ümmi akılla okuyan herkese aynı şeyleri söylüyormuş ...Firavun'un halkını sınıflara ayırıp birbirine kırdırması gibi bugün de yeryüzündeki firavunlar dni, siyasi, milli söylemlerle ürettikleri sunni kutsallarla zayıf bıraktıkları halklar üzerinden menfaat devşirme, ilahlık taslama derdindeler...Tüm insanlar keşke bilseler Rablerini hakkıyla tanısalar ve anlamaya çalışsalar ve kulluklarını bu sahte ilahlardan alıp sadece ve sadece Allah'a yöneltseler...Allah kaleminize kuvvet versin, vesselam...

    YanıtlaSil
  4. Rabbim aklımızı koru üzerimizdeki merhamatini eksiltme. Sayın hocam, Bu Nasıl Yazı, Kusura bakma hocam ama saplantılarınızdan kurtulsanız iyi olacak. Gördüğüm kadarıyla uçurumdasınız. Yazılarınzdan faydalanıyordum, Elbette çok haklı tarafınız var. Ama bu hayat tarzını tamamen meteryalist kılmanın manası yok. Yani o zaman Kuran'a ne gerek vardı,Zaten kubullendiğiniz gibi 3 kitapta hala duruyor ve etkili bir şekilde okunuyor. Ne gerek vardı yaşayan bir peygambere, O ki (yazılarınızdan da faydalanarak daha iyi kavradık ,Allah Razı olsun)maddeyi elinin tersiyle itmişti, söyler misiniz, O Peygamber(SAV)neden her gün her gece Rabbimize saatlerce yalvarıyor , ibadet ediyor , dua ediyor, zikirle yüceliğini kalbinde ve dilinde tekrarlıyordu... Birde düşüncelerinize Kuranı da alet etmeyi bıraksanız. Daha hayırlı olur. Eğer Tesfir yapacaksanız ilgili ayeti alıp fikirlerinizi, ilgili destekleyen kabul görmüş yazıları( Diğer 3 kitabı )gösterebilirsiniz ama nolur saplantılarınıza isbat için Kuran'ı kullanmayın.Selam ve saygılrımla.

    YanıtlaSil
  5. Yazılarınız güzel ama ayetleri değiştiriyor ve materyalist yorumluyorsunuz. Maun Suresine bir bakın hiç bir meal sizinkine uygun mu. Kaş yapayım derken göz çıkartmayın, itidalli olun, takdir edilmek sizi şımartıp, uçurmasın.

    YanıtlaSil
  6. Çok incelemedim, ancak görebildiğim kadarıyla yazılarınız, İslami bilgisi biraz zayıf olanlar için çok büyük tehlikeler arz ediyor. Detayına girmeden basitçe bazı tespitlerimi ifade edeyim:

    1- Allah'ın dini tektir ve "Din yalnız İslam'dır" ayetiyle sabittir. Kur'an, İncil, Tevrat gibi kaynaklar ise bu tek olan manevi kanunu alabilmemiz, öğrenebilmemiz için aracılardır. Teşbih yapılırsa konu radyo yayını ile radyoya benzer. Yayın hep aynıdır, ancak bozuk radyoyla bu yayın alınamaz, yayının elde edilebilmesi için sağlam radyoya (Kur'an'a) ihtiyaç vardır. Bozuk radyolar bize yaramaz. Yunus'un bahsettiği elif radyo değil, yayındır. Siz radyo ile yayını karıştırmışsınız, hem de bayağı karıştırmışsınız.

    2- Ayetlerin manalarını işinize geldiği gibi yorumlamaktasınız. Oysa meallere bakanlar hiç de sizin yazdığınız anlamda olmadığını açıkça görürler.

    3- Yüce Kur'an dururken namazda bozuk kitaplardan cümleler okumak hangi ihtiyaca binaen ve nasıl bir mantıkla izah edilebilir.

    4- Tevrat'ın Kur'an'a paralel gözüken kısımlarını alırken birilerinin de öyle ya da böyle katliam emrinin bulunduğu kısımlarını kabullenip uygulamaya kalkışmayacağına dair nasıl bir garantiniz var. Yoksa bir ilahiyatçı olarak Tevrat'ın katliam emirlerinden haberiniz mi yok.

    5- Hz. Ömer'in, Ehl-i Kitap'tan aldığı Tevrat'ı Hz. Peygambere(S.A.V) okuyunca Resulullah (S.A.V)'in kendisine kızarak “Ey Hattab’ın oğlu! Bu ne şaşkınlık? Nefsim elinde olan Allah’a yemin ederim ki, ben size bembeyaz, dupduru tertemiz bir hakikatle geldim. Ehl-i kitaptan bir şey sormayın. Çünkü, size söyleyecekleri bir gerçeği yalanlayabilir veya yanlış bir şeyi tasdik edebilirsiniz. Nefsim elinde olan Allah’a yemin ederim ki, eğer Musa (as) şimdi aranızda yaşamış olsaydı, bana tabi olmaktan başka bir şey yapamazdı.” demiş olduğu rivayetini hiç mi duymadınız?

    YanıtlaSil
  7. İŞİNİZE GELMEYİNCE YORUMUMU ANINDA SİLMİŞSİNİZ ÖYLE Mİ İHSAN BEY. BUNU YAPMAKTANSA İSLAMİ İSPATLARLA CEVAP VERSEYDİNİZ YA. YOKSA VERECEK CEVAP MI BULAMADINIZ?

    YanıtlaSil
  8. Ahmet Adanur kardeşimize islami bilgisi çok güçlü olduğundan ve yüksek zekası ile bizim basit aklımızın kavrayamayacağı olayları radyo örneği ile anlaşılabilir kıldığından dolayı teşekkür ederiz :) FM güzel ammaaaa
    İncil tevrat bunlar elbette içeriği değiştirilmiş geçerliliğini yitirmiş kutsal kitaplar.
    Kuran yeryüzünde içeriği bozulmamış son kutsal kitap.
    İhsan bey tevrat ve incilde geçen ayetten örnekler verirken kuranda da bu ayetlerin karşılığının birebir olduğunu göstermiş.Bu da demek oluyor ki incil ve tevrattan verdiği örnek ayetler kuran da olduğuna göre değiştirilmemiş ayetlerdir.Tevratta katliam ile ilgili bir ayet varsa ve bu kuran da yoksa buda kuranın neden indiğinin güzel bir kanıtıdır.Kuran ayetlerine bakarak diğer kitapların değiştirilmiş ve değiştirilmemiş içeriklerine karşılaştırma yaparak ulaşabilirsiniz.Ayrıca ve ayrıca ihsan beyin burdaki tek gaye si tüm dinlerde ve kitaplardaki en temel ortak amacı yani paylaşımı yani kardeşliği unutulmuş değerleri hatırlatmak.
    Bunları hatırlamak kimin zoruna gidiyorsa işte onlar tevratın incilin değiştirilmiş ayetlerinden daha da zararlıdır insanlığa çünkü gerçek teröristler ve katliama sebep olanlar aynı zamanda buna ses çıkarmayanlardır.

    İhsan bey yazılarınız araştırmalarınız ve ortaya çıkardığınız sonuçlar eğer keyfi tıkırında olanlar tarafından iyi karşılanmıyorsa bilin ki doğru yoldasınız ...
    Allah yolunuzdan şaşırtmasın
    Saygılar

    YanıtlaSil
  9. Dört bin kitaptan da gelse tanırsınız O’nu.

    Ummu’l-Kitap (Kitabın anası) birdir.

    Her öksüze “Yavrum!” diye seslenir.
    .........................................................
    Allah razı olsun, yine gözlerimizin önüne sermişsiniz gerçekleri. Bazı arkadaşlar İncil Zebur ce tevrattan alıntılarla ilgili çekincelerini belirtmişler. Halbuki burada verilmek istenen mesaj bence bellidir. Bu sesi, bu hitabı tanımak zor değil arkadaşlar, mesajın özünü anlamak gerek.

    YanıtlaSil
  10. Muharrem Cakar15 Aralık 2009 21:48

    Allah yoktan, alem ve içindekiler ise yaratılandır. "Bize çokluk görünen" yaratılanlardır.
    Allah değildir.O,bunlardan münezzehtir.

    YanıtlaSil
  11. Mustafa Dincer23 Aralık 2009 19:58

    İhsan Bey ile kişisel olarak tanışma şerefine erişmiş bir Yehova'nın (Hristiyan) Şahidi olarak söylüyorum: İşte gerçek bir aydın. Cesur, bilgili, bildiğini sakınmayan,saygılı. Teşekkürler İhsan bey.

    YanıtlaSil
  12. Kur’an el-Kitap tabiriyle Allah indindeki ilmi ve vurgulanan ana temayı kasteder. El-Kitap, yeryüzünün tozuna toprağına bulanınca Tevrat, Zebur, İncil, Kur’an olur… Ete kemiğe bürününce İbrahim, Musa, Davut, İsa, Muhammed olur…


    allah'ın mesajdan kastının ne olduğuna harika bir cevap olduğunu düşünüyorum
    üsteki paragrafın ,

    incil

    İsa'nın havarileri ve onların yakın çevresinde yer alan kişiler İsa'nın öğretilerini anlatmayı sürdürdüler. Öğrencilerin önderi konumundaki Petrus Roma'da yaşamaktaydı. Onun yakın çalışma arkadaşı Markos büyük olasılıkla Petrus'un anlattıklarını bir araya getirerek İsa'nın yaşamını anlatan en eski İncil kitapçığını yazmıştır (M.S. 50-60 yılları). Diğer İncil yazarları İsa'nın öğrencisi Matta Levi ve Pavlus'un yakın çalışma arkadaşı doktor Luka, Markos'un yazdığı metni geliştirerek değişik alıcılara göndermek üzere İsa'nın yaşam öyküsünden kesitleri yazmışlardır. Her iki kitapçığın da 70 yılları dolayında yazıldığı düşünülmektedir. Yine İsa'nın öğrencisi olan Yuhanna ise İncil'ini 85 yılından sonra kaleme almıştır. İncil'in bütün kitapçıkları o dönemde Yahudiler'in yaşadığı her yerde yaygın olarak konuşulmakta olan Yunanca'nın Koine diyalekti ile yazılmışlardı

    Yeni Antlaşma 27 kitapçıktan oluşmaktadır. İsa'nın yaşamını anlatan ilk dört kitapçığa İncil denilmektedir

    ise eğer ayette allah'ın kastettiği incil kesinlikle ihsan beyin örnekler verdiği metinler olamaz
    sadece vahiyle şekillenen bedenlerin
    kendi algısallıklarında dillenmesidir

    ihsan bey benim bu durumda anlamak istediğim
    allah'ın incil ve diğer kitaplarla kastı daha geniş bir açıklamayla nedir...

    YanıtlaSil
  13. Ahemet Adanura hitaben.
    Meallerin ihsan bey tarafından işine geldiği gibi yorumlandığını belirtmişsiniz. Doğal bir şüphe ile inceledim fakat sizin işinize geldiği gibi yorum yaptığınızı dehşetle gördüm.Diğer kitapların bozulduğundan dem vuruyorsunuz okuyanların aynı eğitim sisteminden geldiğini, evlerimizde bize iilk öğretilenin bu olduğunu unutuyorsunuz.
    İhsan bey bütün makalelerinizi okudum aklınıza, ruhunuza sağlık...

    YanıtlaSil
  14. Sayın Yahya Bey,

    Maide Suresi'nin 65 ve 66. ayetleri şöyle:

    65. Eğer, Kitap Ehli iman edip sakınsalardı, elbette onların kötülüklerini örter ve onları 'nimetlerle donatılmış' cennetlere sokardık.

    66. Ve eğer onlar Tevrat'ı, İncil'i ve kendilerine Rablerinden indirileni (Kur'an'ı) ayakta tutsalardı, elbette üstlerinden ve ayaklarının altından (sayısız nimeti) yiyeceklerdi. İçlerinde aşırı olmayan (mutedil) bir ümmet vardır. Onlardan çoğunun yaptıkları ise ne kötüdür!

    Şimdi sorarım size, bu yazının dayandırılmış olduğu ve yazı başında Maide 66 meali olarak verilen ibare ile burada verdiğim benziyor mu birbirine. Tereddüt ediyorsanız tefsirlere bakın. 66. ayette Hristiyanlık ve Yahudiliğin hak din olduğu zamandaki Hristiyan ve Yahudilerden bahsediyor, bugünkülerden değil. Ayetteki zaman mefhumuna dikkat edin.

    Hatta çok daha müjdeci gibi gözüken 69. ayetin (Gerçek şu ki, iman edenlerle Yahudiler, Sabiîler ve Hıristiyanlardan Allah'a, ahiret gününe inanan ve salih amellerde bulunanlar; onlar için korku yoktur, onlar mahzun da olmayacaklardır. - Maide-69) tefsirine bakarsanız bu ayet için dahi tefsirde,
    "..... Görülüyor ki bir benzeri Bakara sûresinde geçen bu âyette önce iman edenler ve yahudiler, hıristiyanlar, sâbiîler diye dört sınıf zikredilmiş ve bu şekilde yahudiler, hıristiyanlar, sâbiîler, müminlere karşılık ve şu halde müminden başka olarak gösterilmiş ve sonra Allah'a ve ahirete iman edip güzel amel yapanların korku ve hüzünden kesin olarak âzâde olacakları da müjdelenmiştir. Bundan ise bu vaad ve müjdenin bu dört sınıftan ancak müminlere mahsus olduğu ve yahudiler, hıristiyanlar, sâbiîler bu üçünün bu müjdeden hariç bulundukları ve bununla beraber bunlar da iman ederlerse müminler sınıfına dahil olup aynı vaad ve müjdeye nail olacakları ve şu halde bunların da ümitsiz olmayıp hemen tevbekâr olarak iman ve güzel amel yapmaya girişmelerinin lüzumu anlaşılacağı açıktır. ....."
    diyor.

    Daha ne söyleyeyim. Sevdiğim bir söz vardır: "Yanılmak isteyen yanılır". Bu tür yazılar gençlerimizi İslam dışı dinleri tercih etmeye ne kadar özendiriyor biliyor musunuz. Hristiyanlığın bozulmadığı zamandaki Hristiyanla günümüzdeki Müslüman eşdeğerdir; ama günümüzdeki Hritiyanla değil!

    Yorumunuzdaki "... okuyanların aynı eğitim sisteminden geldiğini, evlerimizde bize iilk öğretilenin bu olduğunu unutuyorsunuz." ibarenizden de bir şey anlamadım.

    Saygılar sunarım.

    YanıtlaSil
  15. günümüzdeki müslüman günümüzdeki hristiyandan ne kadar bozulmamış sizce ahmet adanur bey? eğer örneğin ehli sünnet itikadına tabi iseniz itikadınızdaki en temel inancı, Allah inancını, nasıl bozduğunuzu, nasıl yanlış bir ilah itikadına sahip olduğunuzu anlatabilirim ancak burası yeri değil...
    yanılmak isteyenler emevilerden beri yanılmış zaten...

    YanıtlaSil
  16. İhsan beyin fikirlerine, hassasiyetlerine katılmakla birlikte Ahmet Adanur beyin de uyarısını haklı buluyorum.eğer Ahmet beyin yazılarından ilmi adaba uygun olup da silinen olmuşsa ayıp edilmiş.Farklı din mensuplarının açları doyurma konusunda ittifak etmeleri gerekebilir,bunda bir sakınca yoktur.Ama itikadi anlamda birleşme kaynaşma sadece İSLAM çatısı altında olmalıdır.Bu, taassup değil hakla batılın karışmaması için zorunlu bir tedbirdir.

    YanıtlaSil
  17. Allah razı olsun. Çok güzel ve isabetli bir makale olmuş.Mesaj açık ve net ama gel gör ki herkese görmek için izin yok. Selametle...

    YanıtlaSil
  18. mansur el hallac12 Mart 2010 05:14

    Bism-i Şah allah allah

    oldukça güzel bir yazı.tebrikler İhsan bey.elhamdülillahi rabbil alemin errahmanirrahim.(övme ve övülme alemlerin rabbine mahsustur, O ki vrahim üzerin(d)e rahmandır.)

    dört kitabın manası bellidir bir elifte...
    Nefs elif'le nefes oluyor...elif O olsa gerek...ilk harf olması da hoş...
    Bence mihenk noktası benlik-mülkiyettir, bu iki kavram tektir, yumurta-tavuk gibi.
    Benlik-mülkiyet karşısındaki tutumlar samimiyet göstergesidir, gerisi yalandır.
    " söylenen sözlerin cümlesi hoştur
    dolulara dolu boşlara boştur..." Edip Harabi
    Nasıl da kaçıyor Hz.İsa'dan malını mülkünü sat deyince :).çok hoş.kim satar ki? kim vazgeçer ki benlik-mülkiyetten.tek put vardır o da budur, onun kölesiyiz.köleleri azad etmek sevaptır.ancak öyle bir efendi gerekir, belki içerde belki dışarda ya da aynıdır iç ve dış, varsa vardır efendi yoksa yoktur.
    birisi benlik-mülkiyetimize dil uzatır/ya da almak isterse çok tepki veriyoruz, ya da çok tepkisel karşıladığımız güttüğümüz "dava"ların arkasında benlik-mülkiyet
    yatar."benim işim sevi için/ ben gelmedim dava için"-yunus emre, sevi;aşk demek.
    bu put tüm putların anasıdır ümmül puttur.gönlümüzde baş köşededir, dolayısyla orası puthane ve kabedir, farz olan hacc ise puthaneyi 7 kez dolaşmaktır(yedi nefs, böylece yed-i nefes olabilir) ancak putlar yıkılırsa ve ki tek put vardır özünde o zaman puthane kabe olur.dünyanın merkezi diyolar, o zaman dünyanın merkezi olur.

    YanıtlaSil