Nis 9, 2008
1027 Views
2 0

SÖYLEŞİ (STAR)

Written by

SÖYLEŞİ (STAR GAZETESİ)

‘Peygamber bugünkü kıyafetle düşünülemiyor’

Yazar İhsan Eliaçık ‘Yaşadığımız toplumun genel, yaygın ve makul kıyafetini giyersek Hz. Muhammed’in tutumunu bugün gerçekleştirmiş oluruz. Peygamber’in yedinci yüzyıldaki tavrından bunu çıkarıyoruz’ diyor.

Hürriyet gazetesi yazarı Ahmet Hakan ‘Hz. Muhammed bugün yaşasaydı nasıl giyinirdi’ başlıklı yazısında ‘dindarlığın yaygın tutumlarına diken batıran bir yazar’dan bahsetti. Adı geçen kişi İhsan Eliaçık. İslami çevrelerde tanınan bir yazar. 1980 öncesi Akıncılar gibi İslami gençlik örgütlerinde bulunmuş.12 Eylül’de cezaevinde yatmış. İlahiyat okumuş, öğrenimini tamamlamamış. 28 Şubat sürecinde 30 ayrı davadan yargılanıp beraat etmiş. İslami konular üzerine yazdığı 15 kitabı var.

Eliaçık’ın ‘Hz. Peygamber din adamı mıydı?’ başlıklı makalesindeki ‘Hz. Muhammed hiçbir zaman kendine özel bir ‘din adamı’ kıyafetiyle dolaşmamıştır. Hz. Muhammed’de ‘yeşil sarıklı ulu hoca’ görüntüsü yoktu. Hayatın içinden bir insandı. Bugün yaşasaydı, hangi toplumda yaşıyorsa oranın genel, yaygın ve makul kıyafeti neyse öyle dolaşacaktı’ sözleri önce internet sitelerinde tartışıldı. Sonra bir TV kanalının ana haber bültenine taşındı. ‘Radikal İslamcı’ çizgiden gelen ancak en son ‘tabu yıkan dindar yazar’ olarak anılan Eliaçık’la ‘değişimi’ ve tartışma yaratan makalesinin iç yüzünü konuştuk.

Ahmet Hakan sizin için ‘rahat kaçıran yazar’ dedi. Yazdığınız yazıdan sonra rahatınız kaçtı mı?

Yazılarım kimileri için rahatsız edici, alışılmış kalıpları sorgulayan yazılar. Ben buna benzer yazıları yıllardır yazıyorum. Ahmet Hakan’ın yazısında bana yer vermesi bu fikirlerin daha geniş bir kesimde yankı uyandırmasına neden oldu. Yani rahat kaçma oranında biraz artış var (Gülüyor). Ama bununla beraber çok olumlu yorumlar da aldım.

Bu yazıyı neden yazdınız?

Allah, Peygamber ve kitap 14 yüzyılın getirdiği zaman aşımıyla Müslümanlar’ın zihninde karmaşıklaşmış, ilk günkü sadeliğini ve canlılığını muhafaza edemez hale gelmiştir. Anlayışlarımızı yenilememiz gerek. ‘İslam’da dinin yeniden inşası’ projesi de İslami düşünceye yeni bir bakış getirmek, hurafelerden arınmış tarafını ayıklamak, Allah, kitap ve Peygamber hakkındaki dini muhayyileyi ilk yıllarındaki sadeliğe döndürmek esaslı bir fikir çalışmasıdır. Bu yazı da onlardan biriydi. Hatta biraz kenarda bile kalıyor. Yazının başlığı da ‘Hz. Peygamber din adamı mıydı?’

SÖYLEDİKLERİM YENİ DEĞİL

Öyle miydi?

Aslında orada ‘Hz. Peygamber bugünkü anlamda bir din adamı değildi’ diyorum. Yazının girişinde din adamı tasvirleri yaptım. Bir Budist keşişi, bir Ortodoks rahibi, bir Şii mollası, bir Sünni hocasının görünümünü yazdım. Bunlar din, peygamber denince insanın aklına gelen imajlar. Fakat Peygamber’i bu imajların içinde düşünmek durumunda değiliz. O hiçbir zaman kendine özel bir ‘din adamı’ kıyafetiyle dolaşmamıştır.

‘Hz. Muhammed’de ‘yeşil sarıklı ulu hoca’ görüntüsü yoktu. Hayatın içinden bir insandı’ diyorsunuz. Bu neden rahat kaçırsın?

Yeni bir şey söylemiyorum. Hz. Peygamber’in kılık kıyafet konusunda nasıl davrandığı hakkında iki görüş var. Birinci görüşe göre Hz. Peygamber cübbe, sarık, entari giydi. O zamanki tipik Araplar gibi giyindi. Bu görüşü savunanlar ‘tıpkı onun gibi giyinmek onu örnek almak demektir’ diyor. Ben öyle düşünmüyorum. Evet, o zamanki Araplar nasıl giyiniyorsa o da öyle giyindi. Yani içinde yaşadığı toplumun genel ve makul kıyafetini değiştirmedi, onu benimseyip giydi.

Yani bugüne uyarladığımızda?

Biz de içinde yaşadığımız toplumun genel yaygın ve makul kıyafetini giyersek onun tutumunu bugün gerçekleştirmiş oluruz. Peygamber’i örnek almak budur. Tabii kimi dini görüş sahipleri benim gibi düşünmüyor. Buna da saygı duyuyorum.

Onlar sizinkine duyuyor mu?

Maalesef aynı şekilde bakanların sayısı az. Çoğunluk öfkeyle karşılıyor. Kafalarındaki peygamber imajının yıkıldığını sanıp ‘Biz Peygamber’i hiç böyle düşünmemiştik’ diyorlar. Bir peygamberi ceketle, pantolonla, bluzla düşünemiyor adam. ‘Böyle peygamber olmaz’ diyor. Peygamber’i bir post üzerinde oturan ‘Yeşil sarıklı ulu hoca’ gibi düşünüyor. Bu yüzyılların zihinlere kazıdığı bir bakış. Ben de diyorum ki; Hz. Peygamber’in Arap kıyafetinde olduğu doğru. Ama o içinde yaşadığı toplum neyse öyle hareket etti. Bir zaman makinesi olsaydı, Peygamber yedinci yüzyılda değil de 21’inci yüzyılda ve Türkiye’den çıksaydı Türkiye halkının genel, yaygın ve makul kıyafeti neyse öyle hareket ederdi. Hz. Peygamber’in yedinci yüzyıldaki tavır ve tutumundan bunu çıkarıyoruz.

Peki Çarşamba’da kendinizi nerede hissediyorsunuz?

Orası da Türkiye’nin bir parçası. ‘Peygamberimiz böyle giyinmiştir. Onu örnek alıp böyle giyiniyoruz’ diyorlar. Oranın gerçeği de bu.

Siz hiç cübbe giydiniz mi?

Hayır. Türk halkının makul ve yaygın kıyafetiyle yaşadım hep.

Böyle bir yazıyı 10 yıl önce, 28 Şubat sürecinde, yazar mıydınız?

Ben 28 Şubat’tan önce de bunları söyledim. 1993’te Değişim dergisini çıkarttık. Orada 14 yıl önce ‘Peygamber’i örnek almak Araplaşmak, yedinci yüzyıla gitmek demek değildir. Onu örnek almak, onun inancını, ahlakını ve topluma karşı takındığı tutumu örnek almaktır’ diyen yazılar yazmıştım.

‘Radikal İslamcı’ bir çizgiden bugün ‘modern, tabu yıkan dindar yazar’ olarak anılan değişiminizin ne kadarı gerçek?

Doğru, o çizgiden geliyorum. Ama bakınız buradaki önemli husus şu: İki türlü değişim var. Biri keskin, kökten ve travmatiktir. Birden bire başka bir adam olursunuz. Diğerinde ise öğrenerek, bulunduğunuz yerde durarak ama kendinizi öz eleştiriye tabi tutarak her geçen gün küçük küçük adımlarla ilerlersiniz. Ben bunu yaşadım. Bir yerden biri yere geçmedim, mahalle değiştirmedim, sınıf atlamadım, gömlek çıkarmadım.

SMOKİN GİYMEM

Şu ‘gömlek’ gerçekten çıkarılabiliyor mu?

Tayyip Erdoğan ‘gömleği çıkardık’ diyor. Orada ‘eski günlerdeki söylemleri bir daha asla ağzımıza almayız’ gibi bir hava var. Ben ise şöyle diyorum: 20 sene önce zihnimde olan düşüncelerin içindeki çürümüş, hurafelerle dolu olan tarafları ayıklıyorum. Bunlara yenilik katarak devam ediyorum. Örneğin şu anda İslam devletini bir şeriat devleti olarak anlamıyorum. Bunu dönüştürdüm. Onu ‘Adalet Devleti’ diye tanımlıyorum. Bunu anlatan 600 sayfalık bir kitap yazdım. Bu, insanları zorla ibadet ettiren, zorla kadınların başını örttüren bir model değil. Oysa eskiden şeriat devleti derken bunlar kastedilirdi. Ben burada şeriat devleti kavramına karşı çıkıyorum. İslam’ın siyasal bir perspektifi olacaksa adı ‘Adalet Devleti’, ortak iyinin iktidarı olabilir diyorum.

‘Hz. Muhammed yaşasaydı nasıl giyinirdi’yi sayenizde tartıştık. Ama bir de ‘Başbakan hiç smokin giymedi. Cumhurbaşkanı olursa frak giyecek mi’ tartışması var?

O kendisinin bileceği bir iştir. Kravat takıp ceket giyiyorsa herhalde smokin de giyer. Zaten oraya kadar yükselmiş bir insan, oranın gereği neyse onu yapar.

Bir davet aldınız, smokinli katılmanız gerek. Giyer misiniz?

Giymem. Çünkü sevmiyorum. O tipte olmak hoşuma gitmiyor.

O nasıl bir tip oluyor; işte bunu anlamak istiyorum?

(Gülüyor) Efendim bu kişinin kendi tercihidir. Mesela ben kravat takmıyorum. Çünkü kravatlı görüntüm hoşuma gitmiyor.

‘Başka bir ailede yetişseydim, yine aynı hayatı mı yaşardım’ diye düşündünüz mü hiç?

Ailem dindardı. Babam hep dini yönde ilerlememi isterdi. Ve ben İslam’ın özündeki cevheri gördüm. Eğer başka bir çevreden gelseydim ve yine bunu keşfetseydim, bugün durduğum yerde olurdum. Aksi olsaydı içinde bulunduğum çevrenin gerçekliğine göre yaşardım.

Eşiniz ve kızlarınız başörtülü mü?

Evet.

Hür iradeleriyle mi örtündüler?

Eşimle evlendiğimde başörtülüydü. Kızlarım büyüdükten sonra hiç ‘başınızı örtün’ diye bir telkinde bulunmadım.

BAŞI AÇIK KIZIM OLABİLİR

Sizce kızlarınız doğdukları çevreye ayak uydurmuş olmadı mı?

Eğer şu anda ‘Size uyarak örtündüm. Ama şimdi başörtüsünün gereksiz olduğunu görüyorum, çıkaracağım’ derse karşı çıkmam. Öyle evlatlıktan da reddetmem. Başı açık da kızım olabilir. Onu ‘örteceksin’ diye zorlamam.

Ya eşiniz?

Samimiyetle bir şeye inandıktan sonra ben ne diyeyim?

Kendinize ‘acaba ben hiç din istismarı yaptım mı’ diye sorup samimiyetle cevap verebiliyor musunuz?

Tabii ki. Hatta bunu bir yazımda işledim. ‘Tesbih’ namazı diye bir namaz vardır. Ömürde bir kez de olsa kılınması tavsiye edilir. Ben de işte bu sorduğunuz soruya tesbih sorusu diyorum. O da şu: karşı tarafın iddiasını kendinize soracaksınız. İslami çevreler kendilerine ‘Biz gerçekten din istismarı yapıyor muyuz’ diye laik çevreler de ‘Biz gerçekten dinsizlik yapıyor muyuz’ diye soracak.

Siz nasıl bir cevap verdiniz?

Din istismarı içinde olmadığıma karar verdim. Bu hayatımla ortadadır. 30 senedir bu işlerin içindeyim. Hiçbir kazancım yok. Ben yazdıklarıyla geçinen aklı, vicdanı hür bir düşünce adamıyım.

Yazdıklarınızla insanları yanlış yönlendirdiniz mi; bu da bir istismar?

Zaten böyle bir öz eleştiride bulunduğum için ‘Adalet Devleti’ adlı kitabımı yazdım. Ve bu öz eleştiri sürecim hala devam ediyor. Bunu da herkesin yapması gerektiğini düşünüyorum.

Sizin bu noktaya gelmeniz kaç yılınızı aldı?

Rakam veremem ama uzun bir yaşam tecrübesini aldı diyebilirim.

Star

Article Categories:
Söyleşi

Leave a Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.