Şub 9, 2008
911 Views
2 0

SÖYLEŞİ (MİLLİ GAZETE)

Written by


Söz ve Adalet Dergisi Genel Yayın Yönetmeni İhsan Eliaçık:

“İnsana söz, devlete adalet lazım…”

25 şubat 2008 (Milli Gazete)

Sn. Eliaçık, derginizin isminde kullandığınız iki kelimenin anlamını sormak istiyorum size, Söz Nedir? Adalet Nedir?
Kur’an’da En’am suresinin 115. ayetinden esinlenerek geliştirilmiş bir isim. Orada denir ki “Rabbinin kelimeleri sıdk ve adalet olarak tamama ermiştir”. Sıdk, sadakat, söz namus bilme, sözünde durma, sözü kendini bağlayan insan anlamında. Adalet de herkesi hakkını tastamam vermek demek. Kur’an bu iki kavramla bireysel ve toplumsal hayatın nihai hedefini gösteriyor. İnsana söz, devlete adalet lazım. Derginin ismi esas olarak bu mesajı veriyor.
Söz ve Adalet Dergisi fikri nasıl doğdu? Hangi merhaleleri kat etti?
Sözü olanların ve adalete inananların sesini yükseltmesi gerekiyor. Yükseltenlerin daha fazla yükseltmesi gerekiyor. Bir varsa iki, iki varsa üç, üç varsa dört olması, çoğalması gerekiyor. Buna inanan bir gurup arkadaşla birlikte bu duygu ve düşüncelerle dergiyi çıkarmaya başladık. Şu an adelet konulu ilk sayısı çıktı, ikinci sayıda özgürlük meselesini ele alacağız.
Dergicilik yoğun tempolu zor bir iş, siz düşünce dünyamızda yer eden uzun soluklu birden fazla çalışmaya imza atmış birisiniz, yorulmadınız mı?
Hayır. Bu işler bizi yormaz. Bilakis severek yaptığımız işler. Söze ve adalete dayalı bir ülke ve dünya kuruluncaya kadar, Allah ömür verdikçe bu yolda koşturmaya devam edeceğiz.
Söz Ve Adalet ‘in hedefi nedir? Hedef kitlesi kimlerdir?
Söze ve adalete inananlardır. Söz bitmedi umut yaşıyor diyenlerdir. İnanca emeğe ve düşünceye saygıyı esas olan, daha çok bağımsız ve özgür ruhlu insanlardır. Onların desteği ile dergimizin gücüne güç katacağına inanıyoruz. Her nerede iseler Söz ve Adaletin sesini duyacaklarına inanıyorum.
Bir aksiyoner ve düşünce adamı olarak birçok zaman baskılara maruz kaldınız, sıkıntılar yaşadınız, şimdi ki halinizde pişman olduğunuz, yanlış veya eksik gördüğünüz neler var?
Ben 12 Eylül ve 28 şubatı bizzat yaşamış, darbelerin ve müdahelelerin nefesini ensesinde hissetmiş birisiyim. Her iki modern ve postmodern darbede de yargılandım, cezaevlerine girdim çıktım. Pişman olduğum bir şey yok, ama eksik gördüğüm çok şey var. Türkiye’de İslamcılık adına doğru talepler gündeme getirilmedi. Çok bilgili değildik, dinimizi derinlemesine öğrenememiştik. Biraz amator ruhla sloganlar atıyorduk. Mesela İslam devleti diyorduk. Bu iyi bir heyecan da, ne olduğunu bilmiyor, derinlemesine felsefesini yapamamıştık. Ben bu eksiklikleri gördüğüm için 2003 yılında Adalet devleti adlı bir kitap yazdım. Orada kendi geçmişimle yüzleştim, eksikliklerin neler olduğunu anlattım. Şu an baktığımızda İslamcılar iyi ki İslam devleti filan kurmamış diyorum. Bu seviye ve kalite ile tipik bir Türk Talibanının ortaya çıkması kaçınılmaz olacaktı. Bilmediğimiz çok şey varmış. Şu an önce düşünceyi temizlemek lazım, oradan başlamak lazım diyorum. Şu an bütün mesaimi bu alana hasretmiş durumdayım.
Düşünce dünyanızda Büyük Doğu, Diriliş neslinin yeri nedir?
Biz bu dergileri okuyarak büyüdük. Gençliğimiz Necip Fazıl ve Sezai Karakoç şiirleri ve yazıları okuyarak geçti. Onlardan öğrendiğim çok şey var. Fakat olara takılıp kalmamak ta lazım. Arkadan gelen kuşakların sıçrama yaparak ileri geçmesi lazım.
Ülkemizde oluşan siyasi kültürde Söz’e sembolik anlamlar yüklenmekle birlikte “Adalet” kavramı pek revaçta değil, -siyaseten adalet- değil de, siyasilerde Adalet kültürünün yerleşme şansı/ İhtimali/ yolu sizce nedir?
Siyasetle uğraşanların kişisel olarak adeleti “iman” etmeleri lazım. İlahi ve ontolojik bir anlam çerçevesi içinde buna inanmaları lazım. Siyaseten adalete inana birisi, gün gelir vacgeçebilir. Öyle bir iman olacak ki her ne şart olursa olsun adaletten şaşmayacak. Bu da ancak inandığı Tanrı’nın isminin “adl” olduğuna inanan birsinde ortaya çıkabilir. Aksi halde çıkarı zedelenince çiğneyip geçebilir.
Derginizin ilk sayısında yer alan yazınızda “ insanoğlu kalbi, beyni ve alın teri özgür bırakılmadıkça gelişemez/ tekâmül” dediniz, bu üç unsura nasıl bir dâhil söz konusu? Alın teri nasıl özgürleşir?
İnsanın Allah tarafından bahşedilmiş üç temel fitrî özelliği var: inancı yani kalbi, düşüncesi yani beyni ve alınteri yanı emeği. Bunların hiçbir şekilde baskı altına alınmaması gerekiyor. Aksi halde insanın varoluşuna müdahele olur. Gerçek ve sahici anlamda insanlık mücadelesi bunların özgürleşmesi yolunda verilen mücadeledir. İnsanın alınterinin özgürleşmesi, emeğinin hakkını alması, emeği ile bir yerlere gelebilmesidir. Çünkü insan için emeğinden başkası yoktur. Emeği olmayanın şahsiyeti de yoktur. Emek vererek elde ettiğin şey senindir. Gerisi kendinden yiyorsan sermayeden yeme, başkasından yiyorsan hırsızlıktır.
Söz ve Adalet dergisinin adaletli bir dünya için misyon yüklendiğini, bir düşünce platformu oluşturmaya çalıştığını söyleyebilir miyiz?
Evet. Söze ve adalet inanın herkesi burada fikirlerini yazmaya çağırıyoruz. Bu anlamda dergimizi bir düşence platformu yapmak istiyoruz. Nitekim yazar kadromuza baktığınızda bunu görülebilir.
İnsanoğlu kişisel gelişiminde/ insanlığının inkişafında Adalet duygusunu nasıl oluşturur? Adil olmayı nasıl becerir? Bunun çalışma pratikleri var mıdır?
Adalet, esasında karşılıklı çatışma duygusunun oluşturduğu bir dengedir. İnsanlar tarih boyunca çatışa çatışa bu dengenin nasıl kurulacağını öğrenmişlerdir. Hayat tecrübesinin bu konuda yeterince öğretici olduğunu görüyoruz.
Söze ve Adalete vurgu yapan bir derginin Genel Yayın Yönetmeni olarak ülkemizin gündemini uzun zamandır meşgul eden “Başörtüsü kördüğümünde” haddi aşmaktan söz edebilir miyiz? Karşılıklı zulüm söz konusu mudur?
Bu iş haddinden fazla uzadı. Bir an önce çözülmesi gerekiyor. Çözülmesi derken, tümüyle serbest bırakılmasını kastediyorum. Bence başıörtüsü meselesi artık dini veya insan hakları konusu olmaktan çıktı. Psikolojik bir soruna dönüştü. Bu yasağı uygulayanlar inadına hareket ediyor. “Yenildik” demeyi gururlarına yediremiyorlar. Fakat herkes biliyor ki bu hususta yenildiler, dünya elem bunu biliyor. Kanatimce başörtülü kadın başıaçık bir kadın nerede olabiliyorsa orada oluncaya kadar özgürleşmiş olmaz.Tabi tersi de söz konusu. Örneğin İran’da da başörtülü bir kadın nerede olabiliyorsa, başı açık bir kadın da orada olabilene kadar özgürlük yok demektir. Bu işin ölçüsü yaşayan hayattır. İdeolojik yaklaşımlar veya o ideolojik önyargılara göre oluşturulmuş kanunlar değil. Yani bakacaksanız, birisi nerede olabiliyorsa öteki de orada olacak. Ne ilerisinde ne gerisinde, o nerede ise öteki de orada olacak. Çünkü kanun önünde birinin diğerine üstünlüğü yok, olmamalı. Dağıtıcı adalet yani kanun önünde eşitlik budur.
Okuyucularımız derginizi nasıl temin edebilirler? Hangi kanallardan ulaşabilirler?
Doğrudan abone olabilirler. sözveadalet.com internet sitemizde gerekli açıklamalar var.
Söz ve Adalet Dergisinin okurlarımıza ulaştırmak istediği bizim atladığımız bir mesajı var mı?
Biz Cemil Meriç’in tabiri ile “Hür düşüncenin kalesi olan dergi” geleneğini canlandırmak istiyoruz. Özellikle din üzerine tefekkürün tekrar canlanmasına çalışıyoruz. Çünkü halkımız dini şekil ve surette yaşıyor, düşünenler de din dışında düşünüyor. Bu ülkenin düşünen beyinleri İslam üzerine tefekkür etmelidir. Ondan kaçmamalıdır. Bugünlerde özellikle dini alan terk edilmeye yüz tutmuş durumda. Bu rüzgarı tersine çevirmek istiyoruz. Dinimizin söze ve adalete vurgu yapan, evrensel yüzünü göstermek ve insanlığın temel sorunlarına getirdiği çözümleri gündeme taşımak istiyoruz. Bu nedenle birbirinden değerli bir çok akademisyen arkadaşımız yazılar keleme alıyor. Söz samimi ve içtense, doğruyu dile getiriyorsa eninde sonunda yerine ulaşacak, makes bulacaktır. Bu duygu ve düşüncelerle Milli Gazete okuyucularına en içten sevgi ve saygılarımı sunuyor, bu fırsatı verdiğiniz için teşekkür ediyorum.


Article Categories:
Söyleşi

Leave a Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.